25.01.2017 10:26:37

Yeni Türkiye’nin büyük yükselişi

Tek parti döneminin CHP iktidarından 2002’ye kadar geçen süreçte Türkiye’nin gündeminden kan, kaos ve ekonomik buhranlar eksik olmadı. 2002’de AK Parti’nin iktidara gelişiyle birlikte ülkede çok şey değişti. Vatandaş ülkenin bu 15 yılda çağ atladığını gördü. Yakaladığı istikrar ve güven dolu iktidarı sandıktan sürekli birinci parti çıkararak arkasında olduğunu gösterdi.

ÖZLEM DOĞAN/KOALİSYONLU GÜNLER (3)

İstanbul Büyükşehir Belediye Bakanlığı döneminde İstanbul'u adeta yeniden fethedip donatan, kalkındıran, kirli havadan, Haliç'in kokusundan, yıllardır alınmayan çöplerden kurtaran, ulaşımda çağ atlatan, en seçkin semtlerde bile akmayan sulara çözüm bulan Recep Tayyip Erdoğan'ın kurduğu AK Parti'yi halk tek başına iktidara getirdi. 3 Kasım 2002 tarihinde gerçekleşen seçimler Türkiye'nin makûs talihini değiştirecekti.AK Parti ile CHPMeclis'e girerkenDSP, MHP, ANAP, DYP, SP Meclis dışı kaldı. Halk, Türkiye'nin başına bela olan bu asalak partilerden yakasını silkerek kurtuldu. Tarihi bir yenilgi alan ANAP'ın lideri Yılmaz ve DYP'nin lideri Çiller görevlerinden istifa etti.

Türkiye'de yeni bir dönem başlıyor

AK Parti genel başkan yardımcısı Abdullah Gül, 16 Kasım 2002'de A.N. Sezer tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi ve 18 Kasım'da göreve başladı. Siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili olmasını engelleyen yasak kalktı. Siirt'teki seçim sonuçlarının sandıkların kırıldığı ve kurulmaması nedeniyle iptal edilmesi sonucu yenilenen seçimlerden Recep Tayyip Erdoğan Siirt'ten TBMM'ye seçildi. Türkiye'nin boynu bükük çehresi artık değişecek ve kendine güvenen başı dik bir ülke haline gelecekti.

Yine aynı oyun sahnede

Türkiye'de muhafazakârlar yıllarca itip kakıldı. Kamusal alan bahanesiyle başörtülüler yasaklarla her yerden kovuldu. Namaz kılanlar fişlendi. Başta TSK olmak üzere kamu kurumlarında atıldılar. “Laikliğe aykırı fiillerden ötürü, irticai faaliyetlerin odağı” sözleri 90'lı yılların özeti adeta. Yüksek rütbeli askerler üstlerine vazifeymiş gibi her fırsatta siyasi açıklamalar yapıyordu.  Hatta 28 Şubat döneminde Erzurum'da Bölge Jandarma Komutanı" Osman Özbek, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'a ağır küfür bile edecek kadar ileri gidecek fütursuzluğu gösteriyor ve hiçbir yaptırımla karşılaşmıyordu. Ve beklenen oldu, Lâik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri" gerekçesiyle, 16 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Yıllar sonra aynı oyunu sahnelemek istediler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'nin "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" bahanesiyle Türkiye'yi yüksek seviyelere taşıyan AK Parti'yi engellemesi gerekiyordu. Öyle emir almıştı efendilerinden.Üstelik dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle iddianame hazırladı. 14 Mart 2008'de Anayasa Mahkemesi'ne sunulan karar 31 Mart 2008 günü kabul edildi. 30 Temmuz 2008 tarihinde kamuoyuna yapılan açıklamada, partinin temelli kapatılmaması, fakat hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesi kararı verildi.

Borç alan değil borç veren Türkiye

Memur maaşlarını ödeyebilmek adına borç alabilmek için IMF'den para dilenen bir Türkiye vardı koalisyon dönemlerinde. IMF de bu borcu ithal bakanı ekonominin başına getirme karşılığında verecekti. Kendi ekonomisine sahip çıkmayan, yönetemeyen acziyet içinde bir koalisyon hükümetinin basiretsizliği yüzünden Türk halkı çaresizlik içinde kıvranıp durdu yıllarca. Ama Türkiye'ye altın dönemlerini yaşatan Erdoğan'ın öncülüğünde Hazine 14 Mayıs 2013'te Türkiye´nin IMF'ye 422,1 milyon dolar tutarındaki borcunun son taksitini ödedi. Böylece Türkiye´nin IMF´ye borcu sıfırlandı. Son 10 yılda IMF´ye toplam 23,5 milyar dolar ödeyerek borcunu bitiren Türkiye; bundan böyle IMF´de borç veren ülke olarak yer alacaktı. IMF ile 1947'de İsmet İnönü döneminde tanışan Türkiye, 2013'te bu kan emici kuruluştan yakasını kurtarmış oldu.

Hazmedemediler… Gezi'yi başlattılar

IMF'ye borcunu bitiren Türkiye'de ekonomide büyük ilerleme gözleniyor, faiz, enflasyon ve işsizlik rakamları dipte seyrederken refah seviyesi gittikçe yükseliyordu. Türkiye'nin bu huzur dolu günlerini içine sindiremeyen ve bir zamanlar ülke ekonomisinde söz sahibi olanlar düğmeye bastı. Ağaç eylemi görünümlü Gezi Parkı provokasyonu ile piyasalar uzun sürecek negatif bir döneme girdi. TL varlıklar satış baskısı altında kaldı. Sadece Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri bile Gezi olayları ile başlayan ve 3 ay etkisini sürdüren dönemde 164 milyar lira geriledi. Merkez Bankası verilerine göre Gezi olayları sonrasındaki 1 aylık dönemde yabancı yatırımcılar 8 milyar dolarlık çıkış yaptı. Mesele ağaç değil sen hala anlamadın mı diye tweet atanlar aslında bu eylemi kimlerin niye planladığını çok önceden biliyorlardı. Zaten bu niyetlerini Gezi şartları adı altında Kanal İstanbul, 3. Köprü ve 3. Havaalanı projesi durdurulsun diyerek iyice belli ettiler. Bir topluluk düşünün ki ülkesi için tasarlanan dev projelere karşı çıksın, bu projeleri durdurmak için yakıp yıksın ve milyonlarca dolar kayba neden olsun. Gezi'nin ne denli karanlık ve çirkin bir oyun olduğunu anlamak için olaylar sırası ve sonrasında ekonomiye verilen zararı incelemek yeterli.

 

Karanlık bir provokasyonun ardından

Gezi olayları öncesinde yüzde 6,13'e kadar gerileyen yıllık enflasyon, sonraki 3 ayda yüzde 8,88'e kadar yükselirken, işsizlik oranı da yükseldi. Geziden önce yüzde 9 seviyelerinde yatay bir seyir izleyen mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı bir senede yüzde 10 sınırına, ardından yüzde 10,6'ya kadar çıktı.  Borsa İstanbul 100 (BIST 100) endeksin mayıs ayının sonunda başladığı düşüşü aralıklı olarak 3 ay devam ederken, bu dönemde şirketlerin piyasa değeri ortalama yüzde 30 değer kaybetti, dolar ve faiz fırladı. Erdoğan'ın sık sık dile getirdiği Faiz lobisi, Gezi'yi finanse ederek ve kışkırtarak amacına ulaşmıştı. O dönemde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, “Mustafa Kemal'in askerleriyiz diye yola çıktılar, faiz lobisinin neferi oldular” dediği Gezicilerin içinde elinde Mustafa Kemal'li bayraklarla yürüyenler, Apo posteriyle koşanlarla el ele tutuşuyorlardı.

Her şey Türkiye'nin yolunu kesmek için

Cumhuriyet tarihinin en büyük gelişmesi AK Parti dönemiyle başladı. Cumhurbaşkanını halk seçti. Kadınlara, engellilere ve çocuklara yönelik pozitif ayrımcılık anayasaya girdi. Anayasa değişikliğiyle siyasi partilerin kapatılması garabetine son verildi. YAŞ'la ordudan atılanlara yargı yolu açıldı. 2002 yılında yüzde 65'lerde seyreden yıllık enflasyon, tek haneli rakamlara düştü. Yollar, köprüler, YHT, Marmaray, metrobüs, metro gibi ulaşım araçlarıyla İstanbul ve Türkiye rahat bir ulaşım ağına kavuştu. 2002 öncesi vatandaşa kan kusturan, sıralarda bekleten, eskilikten pislikten başka hiçbir meziyeti olmayan devlet hastaneleri özel hastanelerle yarışır duruma getirildi. Yerli ve milli silah üretimine geçildi. Bir zamanlar başını öne eğen ve diğer ülkeler tarafındankaale alınmayan eski Türkiye, dik duran ve sözü dinlenen bir Türkiye'ye ve lidere kavuştu.

Dimdik duran bir liderin ülkesi

İşte bu gelişmeler şimşekleri Türkiye'nin ve Erdoğan'ın üzerine çekti.  Üst Akıl Osmanlı bakiyesi olan Türkiye'nin önünü kesmek için FETÖ, DAEŞ, PKK'yı devreye soktu. Terör eylemleriyle ülkeyi kaosa sürüklemeye çalıştılar. Gezi'den sonra sahneye Kobani olayları sürüldü. Türkiye hem Erdoğan'ın hem de halkın feraseti sayesinde birçok badireyi atlattı. Ama Üst Akıl ve yerli işbirlikçilerinin kumpasları devam ediyordu. 17-25 Aralık, MİT tırlarının durdurulması, Çözüm Süreci'nin baltalanması ve küresel güçlerin borazanı olan medya kuruluşlarına görev olarak verilen ‘HDP'yi parlatın' emri üzerine oluşturulan algı operasyonu 7 Haziran 2015 seçimlerine yansıdı ve AK Parti sandıktan birinci parti olarak çıkmasına rağmen sistemdeki çarpıklıklar yüzünden barajı geçen HDP ve diğer partiler arasında bir koalisyon hükümeti kurulması için adımlar atıldı. Seçim sonuçlarından dolayı herkes şaşkındı. Zira yıllardır iktidarda olan bir AK Parti vardı ve koalisyon dönemleri geride kalmıştı. Bu arada 20 Temmuz'da Suruç saldırında otuz üç kişi, 10 Ekim'de Ankara'daki barış mitinginde de iki ayrı bombanın patlaması sonucu yüz iki kişi hayatını kaybetti. Halk koalisyonlu yıllarda neler yaşandığını çok net hatırlıyordu. Zaten bir koalisyon hükümeti kurulamadığı için erken seçime gidildi ve 1 Kasım 2015'te yapılan seçimlerde halk istikrara oy vererek AK Parti'yi yine tek başına iktidara taşıdı.

15 Temmuz işgal girişimi

Türkiye'nin çehresini güldüren, vatandaşını önemseyen ve huzuru için elinden geleni yapan AK Parti'yi ve Erdoğan'ı halkın gönlünden düşüremeyen Üst Akıl bu sefer kartlarını açık oynayarak maşa olarak kullandığı FETÖ aracılığıyla 15 Temmuz gecesi darbe görünümlü işgal hareketine girişti. 248 vatandaşımızın şehit olduğu o gecede başarısız olan FETÖ'cüler tek tek yakalanarak cezaevine gönderildi. Halk iradesine sahip çıktı ve 2002'den bu yana elde ettiği Türkiye'nin kazanımlarını ve bu kazanımları borçlu olduğu lideri yedirmedi.

Çözüme karşı çıkmak

Türkiye artık daha güçlü adımlarla yoluna devam ediyor. Ama sistemdeki tıkanmaları gidermek için yeni bir arayış içerisinde. Uzun süredir devam eden başkanlık sistemi koalisyon ihtimalini sonlandıracak ve istikrarı sağlayacak. Bununla birlikte Türk tipi başkanlık modelini eleştirenler herhangi bir çözüm önermemekle birlikte, artık birçok ülke tarafından asla tercih edilmeyen koalisyonlardan kurtulmak istemiyor gibi hareket ediyorlar. Çünkü vesayetçi ve statükocu zihniyet, sorunların çözümünü adeta istemiyor. Seni başkan yaptırmayacağız zihniyeti de bu statükocu ve soruncu kafanın tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.Parlamenter sistemin en önemli zayıflığı güven ve istikrar ortamını tehdit etmesidir. Başkanlık sistemi ile Türkiye hiçbir zaman denetimden uzak olmayacak ve bu parlamento başkanı da yönetimini de yine denetleyecek. Karar alma süreçleri kısalacak. Bürokratik mekanizmalar azalacak. Daha hızlı ve etkin bir çalışma düzeni oluşacak ve Merkeziyetçi-bürokratik aygıtlar yerine anında karar alabilen ve alınan bu kararları doğrudan denetleyebilen bir yürütme aygıtı ortaya çıkacak. Hem ülke yönetiminde, hem de hizmet üretiminde bu yürütmeci anlayış çözüm odaklı olmayı sağlayacak.