Erdal Şimşek
19.06.2017

Yargı ve güvenlik zafiyeti

Bir toplumun üretkenliğini, moralini ve şevkini bozmak için, o toplumun kurduğu devleti yok etmeniz yetmez. Aksine toplum, devletini yeniden daha güçlü ve mücehhez hale getirir. Ancak adliye ve güvenlik sorunu, bir toplumu kontrol altına almanıza yeterli olur. Eğer insanların yargı ve onların mallarını, canlarını, namuslarını korumakla görevli kurumlara, memurlara olan güveni yıkılırsa işte o zaman kelimenin tam anlamı ile yıkım gerçekleşir.

Türkiye, Terörle mücadelede gayet iyi gidiyor. Bu, sadece bir bakanlığın veya bir şahsın aldığı bir karar değildi. Bu, devletin bir kararının sonucudur. Devletin kararlarını da devletin başı uygulamaya koyar ve takip eder.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörle mücadelede sıfır tolerans ve zafiyet kararını uygulatması üzerine uluslararası cinayet şebekesi PKK'nin başta parlamento olmak üzere her sahada beli kırıldı.

Ne var ki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadelede toplumun beklediği düzeyde bir başarı söz konusu değildir. FETÖ ile mücadelede ciddi anlamada zafiyet var. FETÖ'cü Kurtarma Borsası'nı bilmeyen, duymayan yok.

FETÖ'nün CHP'yi tamamen rehin aldığını da bilmeyen yok. Ama yargı ve güvenlik birimleri bu konuda ne hikmetse kılını dahi kıpırdatmıyor.

CIA'ya ajanlık yaptığı ortaya çıkan (TR 705 kod), PKK'li teröristlere her türlü siyasi ve moral lojistiğini sağlayanlar, CHP'de parlamenter ve yönetici durumundalar. FETÖ'cüler, CHP Genel Başkanı'na kadar partinin yönetim kadrosunun danışmanlığını yapabiliyorlar.

Ayrıca, damatlarının yakınlarının düzmece ve saçma sapan sağlık raporları ve sebeplerle tahliye edilmesi, milletin yargıya olan güvenini tuzla buz etmiştir.

Yargıya olan güvensizlik güvenlik birimlerine karşı da oluşmaktadır maalesef. Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 yıl önce çanına ot tıkadığı mafyatik yapılar, gariptir son 8-10 aydır yeniden arzı endam ettiler. Bu çeteler, İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in veya herhangi bir şehrin göbeğinde insanları öldürebiliyorlar. Eskiden bu mafyatik yapılar en fazla tabanca kullanabiliyorlardı şehir merkezlerinde. Ama yeniden ortaya çıkan bu çeteler, tam otomatik piyade savaş silahları olan Kaleşinkoflarla icrayı sanat(!) yapıyor. Geçtiğimiz günlerde tam iftar vakti pide kuyruğunda beklerken gözlerimizin önünde kaleşinkoflarla mafya çetelerinin birbirlerini vurmasına şahit olduk. Ve birçok masum insan “kaza kurşunu” ile yaralandı.

Sayın Cumhurbaşkanı'nı bu konuda bilgilendiren var mı çok merak ediyorum. Bu “omzu düşük”lerin çoğunun Karadeniz kökenli olması da ayrıca üzerinde düşünülmesi gerek bir konu. Sanki Erdoğan'a buradan da vurulmak isteniyor.

Erdoğan ile birlikte, “hadim devlet”e dönüşen Türkiye Cumhuriyeti'nde yeniden “ceberrut devlet” manzaralarına şahid oluyoruz.

Türkiye'nin doğu ve Güneydoğusunda halk üzerinde önemli bir itibarı ve saygınlığı olan HÜDAPAR'ın son Genel Seçim ve referandumda Erdoğan'a ne kadar destek olduğunu hepimiz şahidiz. Çok ilginçtir son bir aydır HÜDAPAR'lılara sistematik bir şekilde “polis saldırıları” ile ilgili haberler ajanslara düşmeye başladı.

Geçtiğimiz hafta sonu HÜDAPAR'lılara yönelik birden çok “polis saldırısı-işkencesi” ile ilgili haber okuduk. Hele İstanbul'da HÜDAPAR mensubu bir genç ile 60'ını devirmiş annesine meydan dayağı çekilmesi artık bardağı taşıran son damla olmuştur.

Hele 15 Temmuz'da adını altın harflerle, İslam, Türk ve dünya demokrasi tarihine altın harflerle yazan İstanbul Emniyet Müdürü Dr. Mustafa Çalışkan ve ekibinin emrindeki polislerin bu fiillerde bulunmasını ayrıca dikkatlice incelemek lazım. HÜDAPAR'lılar da 15 Temmuz Fetullahçı İşgal Darbesi'ne karşı milli kahramanımız olan Dr. Mustafa Çalışkan gibi Türkiye'nin her yerinde direndiler. Hele Şırnak, Batman, Diyarbakır, Mardin direnişleri, İstanbul ve Ankara direnişi kadar aziz ve azimdi.

Aynı şekilde Maliye ayağında da ciddi alengirli işler var.

Ağrı'da Ramazan etkinliği adı altında kayyumun yönettiği belediyede “stipritz”i çağrıştıran rezilce sözde “eğlence”ler tertip ediliyor.

AK Partili Eceabat Belediyesi, şarap fabrikasında iftar veriyor.

Bütün bu yaşananlara soğukkanlı bir gözle baktığımızda Sayın Erdoğan'a karşı çok sinsi bir kumpas olduğunu düşünmemek elde değil. Özellikle Yargı ve İç İşlerinde yaşanan hadiseler, hiç de masum olmadığı kanaatindeyim.

Bir an önce bu “omzu düşük” mafyatik yapılar ile, poliste HÜDAPAR'lılara karşı yapılan sistematik zulüm durdurulmalıdır. Yoksa, yeniden o meş'um eski Türkiye'ye döneriz maazallah.


Yazarın Diğer Yazıları

Seni sevmiyoruz ağlak sesli adam (23.06.2017)
Dünyayı değiştiren 15 saniye (21.06.2017)
Yargı ve güvenlik zafiyeti (19.06.2017)
Tarihi İpekyolu’na ABD mızrağı (16.06.2017)
Emperyalizmin son Tangosu (14.06.2017)
Kamu vicdanının adı: HÜDAPAR (12.06.2017)
Katar krizinde kim nerede? (09.06.2017)
6 Gün savaşı ve Arap uyanışı (07.06.2017)