14.05.2017 10:30:33

Türk gençliği artık Yenikapı ruhuyla hareket ediyor

15 Temmuz’un bir milletin elif gibi dimdik durarak kendi iradesine sahip çıkmasının tarihi olduğunu ifade eden Yusuf Samet Çakır, “Büyük bir diriliş yaşayan Türk gençliği artık Yenikapı ruhuyla hareket ediyor” dedi.

Türkiye son 15 yılda büyük ilerleme kaydetti. 90'lı yıllarından yasaklı sisteminden kurtulup özgürleşen nesiller, siyasetten sanata birçok alanda projelere imza atıyorlar. Özellikle gençler 15 Temmuz'da darbecilere karşı destan yazdı. Tarihini bilen, kültürüne sahip çıkan ve yeni bir anlayışla yola çıkanlar bu çalışmalarını dernek, STK ve üniversiteler üzerinden yürütmeye devam ediyorlar. Mürekkep Kokan Eller Derneği Başkanı, Siyaset Bilimci, Yazar Yusuf Samet Çakır'la hem dernek olarak çalışmalarını hem de kültürel alanda yaşanan değişim ve gelişimi konuştuk.

 

Mürekkep Kokan Eller Derneği'ni kurmaya nasıl karar verdiniz?

Kendi kültürel mirasından haberdar olan ve bu mirasla büyük bir medeniyet inşa eden bir ecdadın torunları olarak günümüzdeki toplum sorunlarına kayıtsız kalamadık. Birlikte yol yürüdüğümüz arkadaşlarımızla sivil bir anlayışla fikirlerimizi hayata geçirebileceğimizi düşünerek böyle bir girişimde bulunduk. Önceliğimiz her zaman ilime, bilime ve millete hizmet eden bir gençliği topluma kazandırmaktır.

 

 

Hedefimiz; medeniyetimize yakışan bir nesil

Derneğin ve dolayısıyla sizin bu açıdan misyonunuz nedir?

Dünyada sürekli mazlum ve mağdur edilen bir coğrafyada yaşıyoruz. Önceliğimiz; büyük diriliş öncesi ülkemizi her alanda temsil edebilecek bir nesil yetiştirmek ve bu neslin fikirlerini hayata geçirmek. Mürekkep Kokan Eller sadece bir fikir deryası değil. Ürettiği fikirleri hayata geçiren bir dernek olmak için çalışıyor. Çünkü başta Avrupa olmak üzere diğer ülkeler güçlenmemizi istemiyor ve gençlerimizin fikirlerini uyuşturmak istiyor.

 

Geçmişten günümüze değerlendirirsek büyük bir medeniyetin torunları olarak gençlerimiz her zaman dış mihrakların hedefinde diyebilir miyiz?

1920 yılında Osmanlı'nın savaştaki en büyük gücü olan gençleri alkol, uyuşturucu gibi maddelerle zehirlemeye çalışan İngiliz oyunlarını biliyoruz. Bunu 2014'te bonzai denilen illetle tekrar yaşadık. İlk projemizi "uyuşmayan beyinler, sağlıklı nesiller" olarak uyuşturucuya savaş açarak başlattık. Her sene bir konuyu ele alıyoruz ve o konu o sene boyunca derneğimiz tarafından işleniyor. En büyük misyonumuz ve hedefimiz; ülkemize zihinlerinde fikir, yüreğinde iman dolu bir iksir ile yürüyen bir gençlik kazandırmak.

 

STK ve dernek sayısını göz önünde bulundurursak bir dernek başkanı olarak derneğinizin kalıcı olabilmesi adına neler yapıyorsunuz?

Yaptığımız projelerle insanları bir araya getirerek bir birlik anlayışı oluşturmaya çalışıyoruz. Sürekliliği sağlayabilmemiz için inanan insanlara ihtiyacımız var. Eğer ortada bir dava varsa, bu davanın inanan neferleri olmalı. Yoksa kalabalık içinde yalnızlığa mahkûm oluruz. Süregelen zaman içerisinde bu bayrağı bizden sonra gelenlerin de aynı anlayışla devam ettireceklerini umuyorum.

 

 

Gençlerde Yenikapı ruhu var

Gerçekleştirdiğiniz söyleşilerde ana tema Türkiye için bir kırılma noktası ve II. Kurtuluş Savaşı olarak nitelendirilen darbe kalkışması. 15 Temmuz'un gençler üzerindeki etkisi sizce nasıl?

15 Temmuz deyince aklıma bir milletin elif gibi dimdik durarak kendi iradesine sahip çıkması geliyor. Söyleşilerimde bu konuyu işlerken gençlerin gözlerinde Yenikapı ruhunu bizzat gördüm ve bu ruhla hareket ediyorlar. Bu ülkede kimse darbe istemiyor. İstikrar, refah, güçlü ve büyük Türkiye istiyor. 1960- 1980 darbelerinin asıl sona erdiği gün 15 Temmuz'dur.

 

Muhalefetin kontrollü darbe söylemi 15 Temmuz'da yaşananları küçümsemek değil mi?

Muhalefet, 15 Temmuz'a ‘kontrollü darbe' diyerek milli iradeye ve halka saygı duymadığını gösterdi ve siyasi ahlakımıza ve anlayışımıza ters cümleler kullandı. Şehitlerimizin kemiklerini sızlatan bu tabiri kınıyorum. 15 Temmuz hiçbir zaman unutturulmamalı ve kültürel aktivitelerle sürekli anlatılmalıdır. 

 

Kitap bizden, okuması sizden

Dernek başkanlığınızın yanı sıra yeni projeler üzerinde çalışıyorsunuz. Bunlardan biri olan İKRA Projesi'nin hedefi nedir?

2014 yılında Türkiye İstatistik Kurumu, ülkemizde kitap okuma alışkanlığını günde 1 dakika olarak belirledi. Biz bu sayıyı daha yüksek seviyelere çekmek için farklı bir kitap okuma etkinliği projesi hazırladık. ‘Kitap bizden, okuması sizden' projemiz olan İkra'yı ilk defa 2015 Ağustos'ta gerçekleştirdik. Dört hafta boyunca çeşitli yazarlarla kitap okuduk ve analizler yaptık.

 

İsim olarak neden ‘İkra'?

Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de ‘İkra', yani ‘Oku'diyor. Kendimizi, insanı, bize gönderilen kelamı okumamızı istiyor. Kitap okumak sadece bir insanı geliştirmez, bir milleti de geliştirir. Bu düşünceden yola çıkarak tasarladığımız İkra etkinliğimiz çeşitli ilçelerde halen sürdürülüyor. Nasipse bu senenin ilk ‘İkra'sını da 20 Mayıs'ta Milli Türk Talebe Birliği binasında yapacağız.

 

Gönül Hane benim heybemdir

Edebiyatla yakından ilgilisiniz. Yeni çıkan ‘Gönül Hane' adlı kitabınızdan bize bahseder misiniz?

Gönül Hane'de heybemi boşalttım diyebilirim. Öykü, şiir, mektuplar ve sözlerden oluşan bir kitap. Okuyuculara bu kitapla gönlümü açtım. Ana teması ve kapak sözü "Aşk ile yürürsen derdi verende seninle yürür" sözüyle aslında Gönül Hane'nin özetidir diyebiliriz.

 

Sizce Türkiye'de kitap okuma ve kültür sanat alanında yapılan çalışmaları takip etme oranı yeterli mi?

Bence yeterli değil. Toplumun ilgisini çekebilmek için yenilikçi bir anlayış gerekli. Yıllardır aynı edebiyat çevreleri ve edebiyat insanlarıyla yapılan kültür programları bir kısır döngü çerçevesinde ilerliyor. Samimi programlara ihtiyacımız var yoksa toplumun ilgisini kazanmak zor.

Edebiyat kısırdöngüden kurtarılmalı

Sizce Türkiye'de edebiyat ve kültür sanat alanında yapılan çalışmalar yeterli mi? Kaliteli işler ortaya çıkarabilmek adına neler yapılabilir?

Belli yazarların güdümünde yapılan kültür sanat etkinliklerinde son dönemde gerileme olduğunu düşünüyorum. Edebiyatımız kısırdöngüden kurtarılmalı. Geçenlerde bir belediyenin düzenlediği programda genç yazarlar diye 52 ve 46 yaşındaki insanları sahneye çıkarttılar.  Artık genç edebiyatçılara şans verilmeli bu alanı meslek edinmiş insanlar geri planda tutulmalı.

ÖZLEM DOĞAN