11.06.2017 11:10:06

Sultanahmet Camii 400 yaşına girdi

Ecdadımız Osmanlı’dan günümüze miras kalan, mavi ağırlıkla kalem işiyle süslendiği için batılıların mavi cami anlamına gelen “Blue Mosque’ dediği, Sultanahmet’in incisi, Sultanahmet Camii 400 yaşında.

ÖZLEM DOĞAN

Osman Bey tarafından kurulup 600 yıl üç kıtaya hükmeden, görkemi ve kudretiyle fethettiği topraklarda adalet ve huzuru sağlayan Osmanlı İmparatorluğu çok sayıda eser inşa etti.  Padişahların, validelerinin, eşleri, kerimeleri ve yine saray erkânının önde gelenlerinden kalan, başta camii olmak üzere sebil, han, hamam birçok tarihi yapı günümüzde de ziyaret ve ibadetgâh olarak kullanılmaya devam ediyor. Bazı eserler, dönemindeki yangın ve deprem gibi felaketler yüzünden ya da zamana yenik düştükleri için bugüne ulaşamasa da büyük bir imparatorluğun mirası yapılar hala Türk insanına hizmet etmeye devam ediyor. Bu eserlerin başında da Sultan 1. Ahmet tarafından Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılan ve ilk hutbesi dönemin en büyük ulemalarından Aziz Mahmut Hüdai tarafından okunan Sultanahmet Camii geliyor. Önceki gün Sultanahmet Camisi'nin ibadete açılışının 400'üncü yılı dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca (AKMB) bir iftar programı düzenlendi. İftarın ardından gerçekleşen panelin oturum başkanlığını İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Türk ve İslam Sanatı Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Baha Tanman yaparken, İTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Tarım ve Prof. Dr. Ahmet Vefa Çobanoğlu ise panele konuşmacı olarak katıldı. 

Yine bir ramazana denk geldi

Osmanlı'nın en güzel eserlerinden biri olan Sultanahmet Camii'nin bir ramazan ayı kadir gecesinde tamamlanmadan ibadete açıldığını ifade eden Prof. Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Bu ramazan ayında Sultanahmet Camii'nin 400. açılış yılını kutluyoruz.  Sultan 1. Ahmet genç yaşta tahta geçen ve 14 yıl görev alıp 28 yaşında vefat eden bir padişah. Bu kısa ömründe de çok önemli bir imar faaliyetinde bulunmuştur” dedi. 

Sivil mimarlık tarihimizin en önemli eserlerinden

Sultanahmet Camii'nin çok önemli bir külliyeye sahip olduğunu vurgulayan Çobanoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Hünkâr Kasrı padişaha özel yapılan bir yapıdır ve ilk defa Sultanahmet Camii'nde karşımıza çıkmıştır. Ardından gelenek halini alarak tarihimizde yer edinmiştir. Caminin güney kısmında yer alan ve camiyle irtibatlı bir mimariyle inşa edilen kasırda ramazan ayında padişah 10 gün itikâfa çekiliyor. Sivil mimarlık tarihimizde en önemli mimari eserlerden biri olarak kayıtlara geçen kasır ve padişah mahfilleri içerisinde en süslü olan hünkâr mahfili adeta bir saray yavrusu gibidir. Firuz üzerine altın varak ve yaldızla yazılmış bir kitabe vardır ki Osmanlı'da başka bir örneği yok. Kullanılan çiniler İznik çinisi olup camide iddialı sedef işçilikleri söz konusudur.” 

Yer bulunamayınca Sultanahmet civarı istimlak edildi

 

Sultanahmet Camii'nin Sultan 1. Ahmet'in iradesiyle kendi adına camii ve külliye için İstanbul'da yer aradığını ifade eden Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, tüm tepeler tutulduğu ve Mimar Sinan eserleriyle dolu olduğundan ötürü cami için istimlakla yer kazanıldığını söyleyerek şöyle konuştu: “Doğuda saraylar, batı da İbrahim Paşa sarayı var ki bugün hala mevcut. Ayşe Sultan ve Mehmet Paşa sarayı para vererek alınmış. Vahşi hayvanların barındığı aslanhane yapısı ise yıkılmıştır. Sultanahmet Meydanı yani hipodromun kalan sütunları da kullanılarak Sultanahmet külliyesi yapılmıştır. Doğusunda arasta, batısında meydan, kuzey tarafında Dar'ul Kurra, güney tarafında caminin vakıf defterlerinde geçen kira evi ve dükkânlar bulunmakta. Fakat bu yapıların birçoğu zaman içinde yok olmuşlardır. 1970'lerde arasta harap durumdaydı. Daha sonra restore edildi ve şu an kullanılır durumda. Uzun süre arşiv olarak kullanılan Dar'ul Hadis Medresesi şu an başka bir dernek tarafından kullanılıyor.

Türbesi kişiliğini yansıtıyor

Sultan 1. Ahmet'in türbesi kişiliğini yansıtıp görkemini ifade edecek şekilde mermerle kaplı. İçinde de dönemin sanat eserleri bulunuyor. 19. yüzyıldaki gravürlerde burada bulunan bazı yapıların yerini muvakkithane almıştır. Sultanahmet Camii'nde meydan tarafının giriş kapısının yanında Sedefkâr Mehmet Ağa'yı da kapsayan kitabede şunlar yazıyor:

İçen abdan dar-ı naim içre mesrur ola, Yazılub amali-hüsnü deftere mestur ola,

Camii Han Ahmedin Bani ala meşrebi, Hz. Mimar başı Ahreti mamur ola,

Kim Muhammed anın nam-u ü âli himmeti, Etti bu Rana binayı haşre dek meşhur ola.

Olmamıştır dahi olmaz böyle bir âli bina, Bir eser konmuştur ki kim dembedem mezkûr ola. 

Sedefkâr da kendini anlattı

Mimar Sinan gibi Sedefkâr Mehmet Ağa'nın da bir yazarla dostluk kurduğunu ve ona düşüncelerini, yaşamını anlattığının altını çizen Ahunbay, “Risale-i Mimariye adlı kitapta Mehmet Ağa hakkında birçok şey öğreniyoruz.  Kullandığı malzemeleri ve düşündüklerini anlıyoruz. Sultanahmet Camii'nin arşiv belgelerini incelediğimiz zaman çok dikkatli kayıtlar tutulduğunu ve malzemelerin nerelerden getirildiği de mevcut. Bu kapsamda arkeolojik alanlardan devşirilen malzemeler yanında Marmara Adası ve Karamürsel de malzeme elde edilen yerler arasında” şeklinde konuştu. 

Kâbe'ye bir minare daha eklendi

Camiye altı minare yapılınca altı minareli olan Kâbe ile yarışmasın diye Kâbe'ye bir minare daha eklenerek Sultanahmet'in daha mütevazı olması sağlanmıştır. Sedefkâr Mehmet Ağa eğitimi sırasında musıkiyle meşgul olarak saz çalmaya başlamış fakat gördüğü bir rüya üzerine müziği bırakıp sedefkârlığa yoğunlaşmıştır. 

Büyük sanatkârların dönemine denk geldi

1603 yılında, 14 yaşında sancağa çıkmadan padişah olan Sultan Ahmet'in kardeşlerinin ortadan kaldırılmasına izin vermeyerek 17. yüzyılda farklı bir döneme kapı açtığını vurgulayan Prof. Dr. Zeynep Tarım şöyle konuştu: “III. Murat da III. Mehmet de kendi dönemlerinde önemli eserler yaptırmadı. Sultan 1. Ahmet'e kadar arada bir boşluk vardı. Sultan Ahmet mahir sanatkârların olduğu dönemde padişah oldu. Nakkaşlar, musavvirler, kâğıtçılar ve mürekkepçiler birikimleriyle, olgunlaşmış kültürleriyle meyvelerini veriyorlardı. Gazanfer Ağa himayesinde toplanan kitaplar ve hazırlanmakta olan eserler vardı. Genç padişahın bu külliyeye ve hayata bakışını nasıl etkiledi, bu bağlamda da düşünülebilir. 

Devlet törenlerinin en gözde yeri oldu

Bazı kaynaklarda Ahmediyye Camii olarak geçen Sultanahmet Camii 1. Ahmed'in en büyük projesiydi.  Mekân seçimi törensel yapı için çok elverişliydi. Yapılacak tüm merasimler için alan açıyordu. Hem iç mekânın hem de dış mekânın genişliği devlet törenlerini Sultanahmet Camisine doğru çekti. Cuma selamlığı ve bayram merasim alaylarının ulaşım noktası oldu. Mevlit merasimleri rebi'ül evvel ayının 12'sinde mutlaka resmî olarak okutuluyordu. Bu resmi devlet merasimi Sultanahmet Camii'nin içinde yapılıyordu. 

Camii içinde sipahi yeniçeri mücadelesi

At Meydanı kervanların dinlendiği, cirit oyunlarının oynandığı yerlerde birleşiyor. Sultanahmet Camisi vakası olarak anılan ve 4. Mehmet'in padişahlığında, 1648 yılında gerçekleşmiştir.  Sipahiler ve yeniçeriler mücadele ederken caminin içine girilmiş, harim kısmına ve şerefelere çıkılarak içerideki çarpışmalarda kan dökülmüştür. III. Selim dönemi kaynaklarında bu vakadan hala izler olduğundan bahsedilmiştir. Sultanahmet Camii'nin yaşadığı mühim vakalardan biri de yeniçerilerin ilgasını bildiren padişah fermanının Sultanahmet caminin minberinde okunup sancağı öpülerek ilan edilmesidir.