05.05.2017 08:39:40

Mehmet Uçum: 'HALKIN ÇİZDİĞİ İSTİKAMETTE YÜRÜYORUZ'

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 'Yeni dönem ile artık özel bir proje üzerinden Kürt sorunu tarifi yapma dönemi geride kalmıştır. Demokratik bütünlüğü güçlendirmek üzerinden bütün meselelere bakmak gerekir. Fay hatları üzerinden siyaset yapmak Türkiye karşıtı bir siyasettir. Türkiye’nin bütünlüğünü gözeten, demokratik sınırlar içindeki her türlü siyaset meşru olandır. Ülkemizin bütünlüğü tartışılamaz. Asla ayrılıkçı, yetki devri yada özerklik şeklinde bir yaklaşım kabul edilemez. ' dedi.

Bayram Zilan\Ankara

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Milat'a konuştu. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uçum, Türkiye'nin bütünlüğü ve Avrupa Birliği ilişkilerine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte o söyleşi;

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'ne geçiş için öngörülen Anayasa değişikliği TBMM'nin ardından referandumda halk tarafından  onaylandı. Peki yeni sistem Türkiye'ye ne getirecek?

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, ülkemizin demokrasisi açısından büyük bir reformdur.  Halk ve devleti yakınlaştıran ve  halkın devlet organlarının belirlenmesinde rolünü artıran bir sistemdir. Parlementer sisteme baktığımızda halkın tek oy ile Meclis oluşturma ve Meclis'ten  istikrarlı bir hükümet çıkarma gibi bir yükü vardı.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişle birlikte halkın seçenekleri artmış ve sırtındaki yük kalkmıştır. Çünkü; milletimiz artık iki ayrı sandıkta hem hükümeti hem de Meclis'i kuracaktır. Bu yeni dönem ile devletin iki temel organında doğrudan demokratik meşruiyete  geçilmiştir. Ayrıca yargının idaresi millet iradesine bağlanmıştır. Demokratik sistemlerde üç temel organın meşru olabilmesi için halkın iradesine göre şekillenmesi gerekir. Aksi takdirde o sisteme tam demokrasi diyemeyiz.

DEMOKRATİK MEŞRUİYET SAĞLANDI

HSK, yargı idaresi kuruludur. Mahkeme değildir. Yargılama faaliyeti yapmaz. Yargı ile ilgili demokratik meşruiyet yargı idaresi üzerinden sağlanır. Yeni modelde halk hükümeti doğrudan ve Meclis'i doğrudan seçecektir. Yargı idaresinde ise seçtiklerine seçim yaptırarak demokratik meşruiyet sağlanmaktadır. Çünkü; HSK'nın yedi üyesini halkın seçtiği Meclis seçecektir. Dört üyesini halkın seçtiği Cumhurbaşkanı seçecektir. İki üye ise zaten hükümet kanadından Adalet Bakanı ve Müsteşar olacaktır. Dolayısıyla devletin üç organı açısından demokratik meşruiyet tam olarak sağlanmıştır. Halk, siyasal sistemin işleyiş ilkesi olan demokrasi açısından güçlü bir konuma getirilmiştir. Bu son derece önemli bir reformdur ve yeni reformlara yol açacaktır. En önemli kazanç nedir derseniz, “tam olarak halkın iradesine dayanan” bir siyasal sistemin inşası artık başlamıştır, diyebiliriz.

KARŞI ÇIKANLARIN SİSTEMDE YERİ YOK!

Siyasi uyum yasaları açısından dikkat edilmesi gereken hususa dikkat çeken Uçum,  "Siyasi aktörlerin birlikte hareket etmesini sağlayacak bir yaklaşım geliştirilmelidir. 'Hayır' pozisyonunda olan kişi ve partilerin bu reform sürecinin geliştirilmesini sağlayacak uyum yasalarına pozitif katkı sunmaları gerekmektedir. Her konuya kategorik karşı çıkan siyasi aktörlerin yeni sistemde ve gelecekte var olması mümkün değildir" dedi.

Önümüzdeki süreçte uyum yasaları ile ilgili nasıl bir yol izlenecek?

REFORM SÜRECİNE KATKI SAĞLANMALIDIR

İki grup uyum yasası var. Bunlardan biri siyasi uyum yasalarıdır. Siyasi uyum yasalarının altında seçim kanunları vardır. Siyasi partiler yasası ve aynı zamanda sistemin işleyişi ile ilgili diğer kanunlarda düzenlemeler söz konudur. Ceza kanunu dahil birçok alanda düzenlemeler yapılması gerekir. Ayrıca teknik uyum yasaları vardır. Yasal mevzuatımızın Cumhurbaşkanlığı hükümet modeline uygun terim birliğine kavuşturulması ve  teknik düzenlemelerin yapılması gerekir. Bu uyum yasalarında temel istikameti siyasi irade belirleyecektir. Siyasi uyum yasaları açısından dikkat edilmesi gereken husus; siyasi aktörlerin birlikte hareket etmesini sağlayacak bir yaklaşımı geliştirebilmektir. Halk oylamasında 'Hayır' pozisyonunda olan kişi ve partilerinde bu reform sürecinin geliştirilmesini sağlayacak uyum yasalarına pozitif bir katkı sunmaları gerekmektedir. Doğru olan budur.  Türkiye'nin demokratik geleceğinde bugün pozitif katkı yapmak isteyenlerin elbette yeri olur. Her konuya kategorik karşı çıkan siyasi aktörlerin yeni sistemde ve gelecekte var olması mümkün değildir.

EK SÜRE KULLANILABİLİR

16 Nisan halk oylamasının sonucu kesinleşti. Meclis'in altı ay içerisinde uyum yasalarını çıkarma görevi var. Ayrıca meclis İç Tüzüğünün de değişmesi gerekir. Altı ay içerisinde bunları bitiremezse elbette ilave süre kullanabilir. Daha kısa sürede de tamamlanabilir. Bu altı ay düzenleyici süredir, hukuki sonucu olan kesin süre değildir. Ancak anlaşılan o ki Meclis, iç tüzük ve uyum yasaları çalışmalarını tatile girmeden başlatacak. Çeşitli bakanlıkların çalışmalara başladığına dair bilgilerde geliyor. Elbette yeni sistem devreye girmeden önce Meclis'in uyum yasalarını tamamlaması gerekiyor.

Peki, bu sistem ne zaman devreye girecek?

Anayasa değişikliğine göre 3 Kasım 2019'da devreye girecektir. Ancak Meclis daha önce bir seçim kararı alabilir. Erken seçim kararı aldığı takdirde  27. Dönem milletvekili seçimi ile yeni dönem Cumhurbaşkanlığı seçimi daha erken yapılabilir. Ama siyasi iradelerden alınan işaretlere bakıldığında 2019'a kadar önceki sistemle devam edileceği yaklaşımı var. Fakat, siyasette farklı gelişmeler olabilir. Uyum yasalarının tamamlanmasıyla Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullara göre 2019'dan önce sistemin devreye girmesine ilişkin iradeler gelişebilir. Bunu hep beraber yaşayıp göreceğiz. Bu sistem devreye girinceye kadar Başbakanlık makamı, Bakanlar kurulu devam edecektir. Peki, fark nedir? Sadece Cumhurbaşkanı'nın partiye üye olması ve muhtemelen AK Parti'nin Genel Başkanı olmasıdır. Diğerleri ise HSK'nın yapısının yenilenmesi ve askeri yargının kaldırılmasıdır. Onun dışındaki tüm düzenlemeler yeni sistemle ilgili seçim dönemi başladıktan  ve seçim yapıldıktan sonra yürürlüğe girecektir.

Referandumu geride bırakmamızın ardından dış politikada yeni dönem için harekete geçildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yurtdışı temaslarını ne yönde değerlendirmek gerekir?

Türkiye, artık dış politikada ve dış ilişkilerde tek boyutlu bir oyuncu değildir. Bulunduğu pozisyonda Türkiye, Batı'ya,  Doğu'ya, Kuzey ve Güney'e  açılma imkanına sahip güçlü bir oyuncudur. Türkiye'nin dış ilişkilerindeki bu vizyon genişlemesi herhangi bir yere alternatif olarak okunmamalıdır. Türkiye, Avrupa Birliği'ne açık bir şekilde yaklaşımını göstermiştir. Fasıllar açılmalıdır. Açılmadığı takdirde AB ile ilişkilerini yeni bir zemine taşıma hakkı vardır.  Türkiye'nin yurtdışı temasları Avrupa'ya yüzünü çevirmesi anlamına gelmemektedir. Burada sorumluluk Avrupa Birliğindedir. Ortaklık hukuku ilerletilmelidir. Avrupa Birliği ile yapılacak zirvede bunun istikametleri ortaya çıkacaktır. Eğer  ilerletilemezse Avrupa Birliği ve Avrupa Birliğinde ki diğer ülkelerle farklı ilişki zeminleri bulunur. Türkiye, artık 21. yy'da tek yönlü bir dış ilişkiler ağına sahip olmayacaktır. Türkiye, çok kutupluluğa giden dünyada o kutuplardan birinin merkezidir. Bunuda güçlendirecek bir pozisyona bu siyasal sistem reformuyla ulaşmıştır. Merkez olmak demek, 360 derece tüm çevreye açık olmak demektir.

AB, ORTAKLIK HUKUKUNU İHLAL ETMEMELİDİR

Türkiye, Avrupa Birliğiyle ortaklık hukunu geliştirmek adına üzerine düşeni yapıyor. Artık bazı fasılların açılması gerekiyor. Ülkemiz Avrupa Birliği üyesi olan birçok ülkeye göre belirli alanlarda çok daha ileridedir. Fasılların açılmaması ortaklık hukukunun önüne çıkarılmış siyasi engellerdir. Meseleyi ortaklık hukuku üzerinden yürüteceksek biz o hukukun aradığı kriterleri yerine getirmiş durumdayız. Bazı konularda eksiğimiz olabilir. Ama yerine getirdiğimiz konularda fasıllar açıldıkça diğer konulardaki eksiklerimizi tamamlayabiliriz. Şu anda özellikle bu sistem reformu ile birlikte Türkiye demokrasi açısından Avrupa Birliği'nin bile önüne geçebilecek bir imkan elde etmiştir. O yüzden top tabiki Avrupadadır. Bizim kriterlerini yerine getirdiğimiz mecrelarda fasılları açma yükümlülükleri vardır. Aksi takdirde ortaklık hukukunu ihlal ederler. Bu ihlale karşı ise Türkiye'nin kendini koruyacak ve kendini doğru noktada konumlandıracak adımları atması meşru bir haktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "AB'yi halkımıza sorarız" gibi bir takım çıkışları oldu. Buna ilişkin neler söylemek gerekir?

Bu tip konular gündeme gelebilir. 16 Nisan halk oylamasının en önemli sonucu; Türkiye'nin siyasal sistemi, dış ilişkileri, 21. yy'daki rolü bakımından makro politikalar geliştirildiğinde halkın çizdiği istikamette yürünmesi gerektiğidir. Bu günümüz demokrasilerde yeni bir aşamadır. Yeni dönemin ilk pratiğide Türkiye'de yaşanmaktadır. Buna sosyolojik siyaset, halkın talep ve ihtiyaçlarına uygun siyaset diyoruz. Çünkü; her  siyasal toplumun asli bir iradesi vardır. Milli egemenliğin halka ait olması gerektiğini söylüyorsanız o asli irade artık halktır. Cumhurbaşkanımız zaten sosyolojik siyaset konusunda dünya çapındaki en önemli liderdir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın makro konularda halka gidilmesini söylemesi bu sosyolojik siyasetin, halka dayalı  siyasetin gereğidir. Meşru olanda budur.

VİZYON GENİŞLEMESİ, ALTERNATİF ARAYIŞI DEĞİL

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yurtdışı temaslarına ilişkin konuşan Uçum, "Türkiye, artık dış politikada ve dış ilişkilerde tek boyutlu bir oyuncu değildir. Bulunduğu pozisyonda Türkiye, Batı'ya,  Doğu'ya, Kuzey ve Güney'e  açılma imkanına sahip güçlü bir oyuncudur. Türkiye'nin dış ilişkilerindeki bu vizyon genişlemesi herhangi bir yere alternatif olarak okunmamalıdır" dedi.

Doğu ve Güneydoğu'da Kürtler, HDP ve PKK'ya olan tepkisini sandıkta “Evet” diyerek dile getirdi. Önümüzdeki dönemde  bölgede politikaların iyileştirilmesi anlamında bir adım atılacak mı?

Doğu ve Güneydoğu illerinde 'Evet' oyları yüksek çıktı. Kürt yurttaşlarımız  eski sistemle yaşadığı sorunları bir daha yaşamak istemediğini, bu iradesini ortaya koydu. Eski sistem, farklı siyasi iradelerin egemen olması durumunda sorunları tekrar depreştirebilirdi. O yüzden bu modelin değişimesini istediler. Kürtler, artık eski sorunlarla bir daha yüzleşmek istemiyor. Eski devlet yapısınının Dindarlara, Kürtlere, Alevilere, Azınlıklara, çok çeşitli sosyal kesimlere ne tür sorunlar çıkardığını bu halk çok iyi biliyor. Hafızasında çok güçlü bir biçimde tutuyor. Bu nedenle özellikle bu sorunları yaşayan sosyolojik kesimler değişimden yana tutum aldılar. Bu tutum aynı zamanda yeni inşa aşamasında söz sahibi olma iddasıdır.

TEMEL İHTİYAÇ: TOPLUMUN EŞİT OLMASIDIR

Artık Türkiye'de  inkar ve asimilasyon anlamında bir Kürt sorunu, Alevi sorunu, azınlık sorunu yoktur.Bunun altını çizmek gerekir. Türkiye'de inkar ve asimilasyon anlamında tüm devlet politikaları tasfiye edilmiştir. Ülkemiz etnik bir  kimliğe ve bir bölgeye dayalı sorun tarifini artık  geride bırakmıştır. Türkiye'de bütün kimlikler açısından demokrasiyi geliştirmek ve derinleştirmek sorunu vardır. Türkiye'de halk ve devletin ilişkisini güçlendirmek toplumdaki bütün kimliklerin devletle ilişkisini güçlendirmek demektir. Türkiye'de yurttaş olan herkesin  ekonomik, siyasi, yerel, merkezi alanda temsil edilebileceği yapıları kurmak demektir. Türkiye'de temel ihtiyaç artık her alanda eşitlenme ihtiyacıdır. Bizim yönelimimizde  Türkiye toplumunun  bütün alanlarda; her kimliği ile kendisini eşit ifade edebileceği, her kimliği ile her mecrada kendisini görebileceği şekilde demokratik sistemi güçlendirmektir. Bundan sonra hiç kimse herhangi bir sorunu bölgesel yada etnik bir kimlik üzerinden tanımlamamalıdır. Aksi takdirde bu Türkiye'nin demokrasisine karşı bir pozisyon almak olur. Herkes kendini Türkiye'nin bütünlüğü üzerinden  tanımlamalıdır. Türkiye'nin bütünlüğü üzerinden demokrasiyi geliştirme hedefini önüne koymalıdır ve demokrasi geliştikçe her alandaki eşitleme ihtiyacı daha yüksek seviyelerde karşılanacaktır. karşılamaya yönelik taleplerde bulunmalıdır. Demokratik bir toplum olmak da budur.

KAPSAYICI MİLLET ANLAYIŞINDAYIZ

Türkiye'nin bütünlüğünü tartışılamaz. Asla ayrılıkçı bir şekilde, asla yetki devri yada özerklik şeklinde bir yaklaşım kabul edilemez. Bu milletin istediği birşey değildir. Bizim anlayışımız kapsayıcı bir Türk milleti anlayışıdır. Dışlayıcı değildir. Bu kapsayıcılık bir inanç grubuna, etnik gruba veya bir kültürel gruba dayanmaz. Kapsayıcı Türk milleti anlayışı demek; toplumumuzun bütün kimliklerini, bütün gruplarını, bütün tercihlerini ifade eden bir millet anlayışıdır. 15 Temmuz'dan sonra  kapsayıcı bir millet olma iradesini vatandaşlarımız güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. Ayrıca şiddet siyasetini, şiddetin bir siyaset enstrümanı olarak kullanılması asla kabul edilemez. Terörün işine gelenini destekleyip, zarar verenine karşı çıkmak gibi bir ikiyüzlülük  kabul edilemez. Güçlü bir devlete  sahip olmalıyız. Bu reformla bunun adımını attık. Dolayısıyla Türkiye'nin  bütünlüğü, teröre kategorik olarak karşı olmak ve güçlü demokratik devletten yana olmak  kırmızı çizgilerimizdir.

FAY HATLARI ÜZERİNDEN SİYASET YAPILAMAYACAK

Yeni aşamada artık özel bir proje üzerinden  Kürt sorunu tarifi yapma dönemi geride kalmıştır. Türkiye'nin geneli üzerinden, ülkemizin bütünlüğünü korumak ve demokrasiyi geliştirmek üzerinden, demokratik bütünlüğü güçlendirmek üzerinden bütün meselelere bakmak gerekir. Her kimliğe ilişkin çeşitli sorunlarımız olabilir. Ekonomik alanda sorunlarımız olabilir.  Gelir adaletine ilişkin sorunlarımız olabilir. Sosyal güvenlik alanında, sağlık alanında çok önemli adımlar atılmasına rağmen geliştirmesi gereken konular olabilir. Demokratik katılımı güçlendirecek adımlar olabilir. Tüm bunları ele alacak politikalar üretmeye devam etmeliyiz. Bütünlük içerisinde çoğulculuğu sağlamak zorundayız. Fay hatları üzerinden siyaset yapmak Türkiye karşıtı bir siyasettir. gayri meşrudur. Türkiye'nin bütünlüğünü gözeten, Türkiye'yi bir bütün olarak geliştirmeyi öne koyan demokratik sınırlar içindeki her türlü siyaset ise meşru olandır.