15.04.2017 11:04:08

“Kültür ve Turizm Bakanlığı” Neden Var

Yrd. Doç. Dr. Erkan ÇAV(Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi / III. Millî Kültür Şûrası Şehir ve Kültür Komisyonu Raportörü)

Şûra'da, öne çıkan konulardan bir tanesi “Kültür Bakanlığı, demokratik bir kurum değildir” ve hatta “Kültür Bakanlığı'na gerek yoktur” yaklaşımı olmuştur. Kültür, yaşanılan, hissedilen, benimsenen, bizatihi yaşamın içinde ortaya çıkan bir şey olarak ele alındığında, kültür bir Bakanlık tarafından “empoze edilmesi” olasılıklarını somutlaştıran Kültür Politikaları bağlamında bu düşüncenin haklılık payı vardır. Bununla birlikte kültürel varlığın korunması, yaşatılması ve aktarılması olgusunun sadece kişilerin ve toplumun inisiyatifine bırakılmasının da yeterli bir yaklaşım olamayacağı günümüzün koşullarında açıktır. Bu konunun, yönetişim olgusu etrafında bireylerin ve toplumun, kültürel varlığın korunmasına aktif katılımı ile aşılması mümkündür. Bakanlığı yöneten ilgili partinin hükümet etmedeki kültür politikasını da belirlediği için, bu konu, kapsamlı bir siyaset-sosyoloji analizi gerektirir. Nihayetinde, kültür politikalarının belirlenmesi sadece iktidarın görevi ve sorumluluğuna bırakılamaz. Bunun, toplumsal bir zemine yayılması, belirlenen politikaların benimsenmesi, içselleştirilmesi, yaygınlaşması ve kalıcılaşması için gereklidir.

Genel olarak Bakanlık personellerinde görülebilen önemsemez tavırlar, faaliyetleri isteksiz yapmak veya özensiz durumlar bu programda yoktu. En tepeden en alta kadar bütün personel, alt-yapı hizmetlerini veren çalışanlar dahil, bütün kadro işlerini titizlikle, önemle ve dikkatle yaptı. Herkes, Şûra'nın başarısı için yüksek emek verdi. Bakanından müsteşarına, komisyonlardaki editör ve raportörlerden şoförlere, ağırlama hizmetlerini yapan kişilere değin, herkes en iyisini hedeflemişti. Bu istek ve hedef, üç günün sonunda gerçekleşmiş, başarıya ulaşılmıştı. Hatta, Şûra'da Bakanlığa yönelik eleştirilerde, Bakanlık personeli, dile getirilen düşünceleri dikkatle not almış, olgunlukla karşılamış ve önemsemiştir. Bu olgun yaklaşım, Bakanlığın gelecekteki çalışmaları açısından artı bir değer olmuştur. Amacı çözüm üretmek olan, konuyu başka bir açıdan ele alan, karar vericilerin ve uygulayıcıların eksiklerini, hatalarını ve yanlışlarını düzeltme hedefi güden, en önemlisi hakaret, küçültme ve istihza kelimelerine başvurmadan işin daha iyi yapılması için alternatif üreten her türlü eleştirinin eleştiriye muhatap olan kişileri ve kurumları ileri götüreceğini söyleyebiliriz. III. Millî Kültür Şûrası, bunu başarabilmiş, farklı seslerin ortak doğrular içinde buluşmasını sağlayacak ortak aklı üretebilmiştir. Başta, bakanımız olmak üzere, olumlu-olumsuz eleştirilere karşı olgunlukla durabilen, not alan, bunları dikkate alan, kayda geçiren Bakanlık personelinin ortak bir hedef için bir arada oldukları ve ortak bir amaçla bu Şûra'yı düzenledikleri bilinci,güçlü ve kalıcı bir “ortak değer üretimi” sürecidir.

 

Şûra'nın İlkleri

  • İlk defa içinde halkın bizatihi kendisinin olduğu bir Şûra gerçekleşti. Diğer bir ifadeyle, toplumda çevre olan kesimler ilk defa merkezi iktidar olarak Kültür Politikaları'nda söz sahibi olmak için girişimde bulundu.
  • İlki 12 Eylül 1980 Darbesi doktrini olarak, ikincisi köksüz ve zayıf kimlikli 1989 yılında yapılan Şûra olmak üzere, III. Millî Kültür Şûrası 28 yıl sonra 2017'nin Mart ayında, kültür varlıkları ve faaliyetleri açısından durduğumuz yerin bütünlüklü bir fotoğrafını ortaya koyarak gelecek on yılların “Kültür Politikası Tasavvuru” için kapsamlı bir harita çizdi.
  • Sadece üst-yapının düşünceleri ve yaklaşımları değil, alt-yapının fikirleri ve yaklaşımları da paylaşıldı. Toplum bütünüyle temsil edildi, söz aldı, konuştu, yaklaşımlarını ortaya koydu.
  • Şûra'nın afiş ve belgelerinde “Harman” ismiyle özgün bir yazı karakteri ilk kez kullanıldı.
  • Bütün katılımcıların konuşabildiği, fikirlerini rahatça açıklayabildiği ve paylaştıkları yaklaşımların raporlarda yer alabildiği, bu sebeple de memnun ayrıldığı bir Şûra oldu.

 

Kültür Politikası Manifestosu: Nabi Avcı'nın Kapanış Konuşması

Başlı başına değerlendirilmesi gereken Nabi Avcı'nın Kapanış Konuşması, tam bir Kültür Politikası Manifestosu'dur. Kültür Politikaları geliştirilirken her zaman başvurulması gereken rehber bir konuşma olmuştur. Derinlikli saptamalar, gözlemler ve yorumlar içeren, içi bu toprakların varlık ve varoluş ilkelerinin zerreleriyle yüklü olan, bu coğrafyanın kültür ve irfan özelliklerini içselleştirmiş, dolu dolu, her cümlesi ayrı bir değere sahip, 1000 yıllık tarih birikimine köklenen ve bu haliyle Türkiye'deki kültür çalışmalarının on yıllar boyunca perspektifini sunan değerli ve önemli bir konuşma olmuştur. Avcı'nın öne çıkan cümleleri şöyledir: “Şûra, önümüze son derece ufuk açıcı bir yol haritası koymuştur. (…) Millî Kültür Şûrası'nın mesajı olarak diyoruz ki; ‘Dünyanın İyiliği İçin Türkiye…' Medeniyet tarihinin en parlak sayfalarının yazıldığı Türkiye, dünya kültür mirasının da en kıymettar hazinelerinin ev sahibidir. Şûramız kuvvetle teyit etmiştir ki; bütün zenginliğiyle bu evi, evimizi, dilimizi, ülkemizi, kültürümüzü, irfanımızı bütün tehdit ve saldırılara karşı özenle koruyacağız. Kültürümüzü, sanatımızı, edebiyatımızı, değerlerimizi korumakla yetinmeyeceğiz, bütün insanlık için geliştireceğiz. Devlet ve millet olarak, merkezî ve yerel yönetimler olarak, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları olarak, kamu ve özel sektör olarak, kurumlar ve şahıslar olarak elimizden geleni yapacağız. (…) Yüzyıllardır irfan geleneğimizden beslenen kültürümüzde yaratılmışların en şereflisi olan insanın haysiyetini korumak her şeyden önemlidir. İnsan başta olmak üzere bütün varlığın hukukunu korumak, şehrin hukukunu, başkalarının hukukunu korumak millî kültürümüzün harcıdır, mayasıdır. Şûra kapsamında yapılan tartışmalardan birinde de öne çıkarıldığı üzere, “kültür”, doğrudan doğruya insana ilişkin bir meseledir ve insanın eseridir. Öyleyse insan tasavvurumuzu daima aklımızda tutmalı ve her daim insan haysiyetini yüceltmeliyiz ki, hem insanımızı, hem toplumsal dokumuzu hem de evrensel insani değerleri koruyalım, savunalım. (…) Tarihin ve coğrafyanın merkez ülkelerinden biri olan Türkiye, bütün inanç ve düşüncelerle bir arada bin yıllık birlikte yaşama tecrübesine sahiptir. İnsan şahsiyetini esas alarak, berrak ilim ve irfan geleneğimizden beslenerek, her türlü tahakkümü ve ayrımcılığı reddederek, her insanın, her canlının hukukunu koruyarak evimize, dilimize, ülkemize, kültürümüze sahip çıkacağız. Anadolu'nun derin irfanına yaslanacağız ve insanlığın birikimiyle çatışma içinde olmayacağız.”

 

YARIN: Yapılması Gerekenler: