20.05.2017 10:58:41

Kıbrıs Vakıfları Rum işgalinde!

Uluslararası yasalara göre, Kıbrıs’ın yüzde 33’ü Rumların, yüzde 33’ü Türklerin, % 33’ü ise Sultanın tapusuna kayıtlı. Rumlar, hile ile gasp ettikleri Vakıf ve Sultan topraklarının üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni kullanarak çöreklenmek istiyor.

İSMAİL ZELVİ

KIBRIS yıllardır uluslararası oldu bitti ile Rumlara peşkeş çekiliyor. Cenevre görüşmelerinde Kıbrıs'ın yüzde yirmisini bile Türkler'e vermemek için türlü dümenler çeviren Rumlar, İşgal ettikleri vakıf ve sultan toprakları üzerinde hukuksuz olarak beylik sürüyor.

Kıbrıs'taki vakıf mallarını ve Ahkamul Evkaf'ı Vakıflar eski genel müdürü Taner Derviş ile konuştuk. Karşımıza bugüne kadar İngiliz Rum propagandaları ile beynimize nakşettirilmek istenen fotoğraftan çok farklı bir resim çıktı. Narenciye cenneti Güzelyurt'un tamamı, Turizm merkezi Maraş'ın tamamı Vakıf arazisi. Bu topraklar uluslararası hukuka göre, vakıflarına iade edilmesi gerekiyor. Ayrıca bu mülkleri kullananlardan kullandıkları süre için tazminat hakkı bulunuyor

-Efendim vakfın Kıbrıs için önemi nedir?

Kıbrıs için ve Kıbrıslı için vakıfların stratejik önemi vardır. Vakıflar, hem Kıbrıs için hem Türkiye için hayati öneme sahip. Bir defa ada genelindeki vakıf mülkiyeti, Kıbrıs Türk halkının ada genelindeki emlak garantörüdür. Ada genelinde vakıf emlakı göz ardı edilirse, yani Kıbrıs'ın İngiliz idaresindeki dönemi ve 1960 sonrasında hileli yollarla gasp edilmiş vakıf emlakı göz ardı edilirse, bizim muhtemel bir anlaşma olsun veya olmasın,  özel mülkiyet payımız ada genelinde % 16.8 ile % 21.8 arasına geriler. Bu Kıbrıs açısından da Türkiye açısından da önemlidir.

Soykırım suçlaması gelebilir

 

-Vakıf mallarıyla ilgili şu anda süreç nasıl işliyor

Vakıf emlakı için verilmiş hukuki kararlar var. Elimiz çok güçlü, bu davalar sayesinde eğer doğru dürüst politikalar üretilmezse bütün gasp edilmiş mülkleri Rumlar üzerlerine geçirecekler ve Türkiye'den tazminat alacaklar ve sonucunda bir soykırım suçlaması getirecekler. Biz Kıbrıs'a sahip çıkamazsak, muhtemel sonuçlara hazır olmamız gerek. Ardından hukuk temelinde mülk edinmeler gelecek ve sonunda Kıbrıs Türkü topraksız kalacak. Türkiye külliyetli miktarda tazminat ödeyeceği gibi, üstüne üstlük soykırım suçlamasıyla da karşı karşıya kalabilir.

 

-Rumlar şu anda hukuki olarak ne yapmak istiyor?

Vakıf emlak mallarıyla ilgili Türkiye aleyhine AİHM'de açılmış davalar var. Bunların açılması bizim zaafiyetimizden kaynaklanıyor. Öyle bir dava açma hakları yok. Ama bu davalar sayesinde eğer doğru dürüst politikalar üretilmezse hem Vakıf Emlak'tan kaynaklanan bütün gasp edilmiş mülkleri Rumlar hanelerine geçirecekler hem de Türkiye'den tazminat alacaklar.

Elimizde iki dayanak var

Atina Temyiz Mahkemesi, 29 Mart 1979'da v Kıbrıs'ta asıl işgalcilerin Yunan Cuntası olduğuna karar verdi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi de Barış Harekatı'ndan 7 gün sonra, Türkiye'nin uluslararası hukuk temelinde hareket ettiğini doğruladı.

 

-Elimizde hukuki argümanlar varken, Rumlar haklı çıkabilir mi?

Bunun işareti 12 Mayıs 2014 tarihli AİHM kararında belli oldu. Avrupa İnsan hakları mahkemesi devletler arası ihtilafları görüşmez. Şahıslar arası ihtilafları görüşür. Ancak Türk tarafının zaafiyetinden dolayı Rumlar Türkiye aleyhine bir dava açıyor ve 12 Mayıs 2014 tarihinde Türkiye'yi mahkum ediyor. Peki ben soruyorum. Atina Temyiz mahkemesi, 29 Mart 1979 tarihinde yani Barış harekatının 5 sene sonra, aldığı kararda. Türkiye'nin yaptığı askeri hareketin yasal zeminde yapıldığını ve gerçek işgalcilerin Yunan cuntası olduğunu söylüyor. Elimizde bu belge olduktan sonra bu karar nasıl çıkıyor.

İkincisi Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi barış harekatından 7 gün sonra bir karar alıyor. Türkiye'nin askeri harekatı uluslararası hukuk temelinde icra edilmiştir. Böyle elimizde belgeler olacak. Biz gidip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava kaybedeceğiz. Burada gaflet mi var ihanet mi var bilemiyorum. Araştırmacılar bulsun bunu. Böyle bir güçlü zemin var elimizde. Rum tarafının durup dururken Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde süründürme diye bir hakkı yoktur. Uluslararası hukuk çerçevesinde. Ama Uluslararası hukuku kullanıyor muyuz? İşte kullanmıyoruz.

-Kıbrıs vakıflarının hukuki statüsü hakkında bilgi verir misiniz?

Vakıfların Hukuki statüsü, zemini çok sağlam. Bizim vakıf, mülkiyet olarak çok güçlü bir zemine sahip. Ömer Hilmi efendi tarafından derlenen vakıf hükümleri olduğu gibi durmaktadır. Osmanlı döneminde kaleme alındı. Hem İngiliz sömürge idaresi döneminde hem de ortak cumhuriyet döneminde ve şimdi de adanın her iki tarafında da  tanınmaktadır. Hem yasal düzeyde hem de anayasal düzeyde. Hatta Vakıf hükümleri Türkiye'de değiştirilmiştir. Kıbrıs'ta dokunulmamıştır.  Ayrıca Vakıf hükümleri yalnızca Kıbrıs yasalarında değil Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmasında, 60 anayasasında, Lozan'da da korunmuştur. Yani Vakıf Hükümlerinin geçerliliği hem Kıbrıs yasaları temelinde garanti altına alınmıştır. Hem 60 anayasasında garanti altına alınmıştır. Hem Kıbrıs cumhuriyeti kuruluş anlaşmasında garanti altına alınmıştır. Hem de Lozan'da

Vakıflar yaşatılır

-Ahkamül Efkaf'ın maddelerinde neler var.

Ahkamül Efkaf'da 452 mesele var. 3-4 tanesini sayarsak. Bu tanınan hukukta şöyle bir madde var. Vakıflar sonsuza dek yaşatılır. Yani bir vakıf tescil ettiğiniz zaman onun ömrünü biçemezsiniz. Vakıflar hiçbir şart altında el değiştiremez, vakıflardan feragat edilemez. Tescil edilmiş vakfiyeler gayri kabili rücudur. Yani ortadan kaldırılamaz, kurucuları dahi değiştirilemez. Geriye dönüş yok. Maraş için çok geçerli bir madde İşgal edilmiş vakıflar tazminat hakları ile birlikte iade edilir. Maraş Rumlar tarafından işgal edildi. Abdullah Paşa, Lala Mustafa Paşa vakıfları. Bu belgeler İngiliz sömürge idaresinin belgelerine dayanıyor.

-Bu vakıf hükümlerini Rumlar tanıyor mu?

Ada genelindeki mülkiyet 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş bir yüksek mahkemesi var. Orada Yüksek mahkemenin Türk  üyesi Zeka bey, Rum üyesi Dimitriyakis, Osmanlı idaresi dönemindeki vakıf mülkiyetin bir haritasını çıkartıyorlar. Ortaya çıkan tablo şu, tarıma elverişli arazinin yüzde 33'ü Müslüman halka, % 33' sultana, % 33'ü de Hristiyan halka. Yüzde 67'si Müslümanların elinde. Bunların üzerinde binlerce vakıflar tesis edildi. Ama sömürge idaresi döneminde hileli yöntemlerle gasp edildiği için bunlar tespiti çok kolay değildir. Tespit ettiğimiz en önemli konu kapalı Maraş'tır.

Maraş vakıf toprağıdır

Maraş'ın tamamı 4632 dönümdür. Bir dönüm 1338 metrekaredir. Osmanlı dönemi olduğu için. Burada Osmanlı döneminde tescil edilmiş 3 vakıf var. Abdullah Paşa, Lala Mustafa Paşa ve Bilal ağa vakıfları. İngiliz sömürge idaresi önce Osmanlı ile anlaşmak suretiyle müttefik olarak adaya girdi. Bir sultan adına idare etmek için. 1915 yılında ilhak kararını aldı. Ama bütün bunlara rağmen Ahkamül efkaf delinen vakıf hükümlerini ortadan kaldırmadı. Gerçi Rumlar hileli yöntemlerle vakıf mallarını işgal ettiler ama hukuk ortadan kalkmadı. 2. Ve en önemli husus İngiliz sömürge idaresi her dönemde Osmanlı döneminde tescil edilmiş vakıfların geçerli olduğunu, Kraliyet fermanı ile tescil etti. “Osmanlı döneminde tescil edilmiş vakıflar geçerlidir” dedi.

-Maraş'ın tapu kayıtları da bunları doğruluyor mu?

Maraş, Kıbrıs'taki vakıf mallarından sadece birisi…  Ben Maraş tapu kayıtlarını bire bir inceledim. Sömürge idaresi döneminde Rumların el koyduğu dönemde orada 3515 adet tapu kaydı vardı. Vakıflara ait. Bunlar 1974 yılına gelene kadar bölünmek suretiyle 224 adete düştü. Ve biz bunların krolonojik bir çalışma yaparak, mesela Arestis'in dedesinin nasıl Eylül 1913 yılında Abdullah paşa vakıfına ait araziyi aldığını ve nasıl Arastis'e geldiğinin krolonojik haritasını çıkardık. Ve bu gitti AİHM'de dava kazandı. Niçin kazandığını izah edeceğim. Size söylediğim hukuka göre, Ada genelinde halen geçerli hukuka göre, Ada geneli dememin sebebi şu, Kıbrıs Türk tarafında tanınmış yasalara göre, bugün Ahkamül evkaf olduğu gibi Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul edilmektedir. Değiştiremediler. Onu ne anayasalarından ne de yasalarından. Değiştirilmediği halde nasıl oluyor da Arestis gidiyor dava kazanıyor. AİHM'de bizim diplomatik zafiyetimiz var onun için.

-Rumlar AİHM sürecini neden seçti

Türkiye'yi suçlamak için böyle bir yola gittiler.  Çünkü AİHM şahıslar devletler arasındaki münasebetleri görüşür. Benim ısrarla üzerinde durduğum konu şu. Ada genelindeki vakıflar için Türkiye'nin herhangi bir mülkiyet hakkı ve sorumluluğu yoktur. Olmasına da gerek yoktur. Olduğu takdirde hedef alınır, işgalci gösterilir. Ben bunu siyasilere söyledim. Bir tek kurucu cumhurbaşkanımız Denktaş buna uydu. Ve beni serbest bıraktı. Çalışmamı söyledi. Ondan sonra ben görevden ayrılmak durumunda kaldım. Siyasilere anlatamadık. Anlattık anlayamadılar. Anlayamamaları  onların sorunu. Bunu anlamayan adam sorumlu.

-Bu sorun nasıl çözülür

Burda Vakıf mülkiyetle ilgili Biz Türkiye'yi muhatap  olmaktan kurtarmalıyız. Kolaydır da. Böyle olduğu takdirde. AİHM'e hiçbir dava açamaz. Bu Türk tarafının zaafiyeti. Özellikle 2004 yılından sonra, ben ayrıldıktan sonra Vakıflar idaresi çok kötü duruma düştü. Vakıflar idaresi şu anda Rum Osmanlının geliştirdiği hak verdiği, Rum Ortodoks Kilisesi vakıflar idaresinin kontrolü altında.

Hukuk zemininde elimizdeki Kıbrıs yasaları, uluslararası yasalar çerçevesinde güçlü bir kampanya yürütülmesi lazımdır. Bunun başlangıç  noktası  Vakıflar idaresi olmalıdır. Böyle bir durumda Kıbrıs işgal altında, Türkiye işgalci söylemleri ortadan kalkar.

  

-Maraş'ın mülkiyetinin tespiti için ne yapılabilir

Maraş'a 1974'ten beri girilemiyor. Orada bizim yapmamız gereken, Türk sermayesini oraya davet edip 10 bin yatak kapasiteli serbest bölge ve turizm alanı ilan edebiliriz. Rumlar Lobi ve siyasi işlerde bizden daha uyanık, doğruları kabul etmezseniz bir yol bulmak mümkün değil, orada en aykırı sorular da sorulacak. 1,5 milyon sterlin karşılığında Maraş ve vakıf topraklarının verildiğini iddia ediyorlar. Oysa böyle bir şey. Belgesi olan varsa gelsin anlatsın. Rum yalanlarını ortaya çıkaracağız.

Onları zorlayabiliriz diyebiliriz ki, ‘Kıbrıs yasaları çerçevesinde mahkeme kurulsun, Türk ve Rum yargıçlardan oluşan. Bakacakları belgeler Kıbrıs yasaları olsun. Elimizde zengin hukuki bir temel var. Bunu kullandığımız takdirde hukuk çerçevesinde haklarımızı kazanırız, bunu kullanmadığımız takdirde, büyük siyasi, sosyal  ve ekonomik zararlara uğrarız.