Nuray Alper
13.08.2017

Kendin için bir güzellik

-Bana sırrımı soran güzel; Senden önce kendime söylediğimdir…

“Hayat geçip gidiyor…” Ne meşhur bir ezber… Ya sen, neresinden geçiyorsun hayatın; ne katıyor, ne alıyorsun? Özlemlerin beklemeye mi yazgılı, gidip de dönmeyenler için mi solundaki sessiz yangın? İçini sımsıkı kavrayan hüznün adı ince bir âh olmasın? Bugün de vakit verilmiş; dünlerine ağlamak için oyalanırken, yarına bir ağlama biriktiriyor olabileceğin ihtimalini düşünmüyor musun?

Kendin için bir gayretin içinde olman, insanlığın kalbine umut tohumu taşımanla eşdeğer…

Öyleyse kendin için bir güzellik yap, binlerce yankı bulsun. “Karınca yürüyüşü” olsa da adı, hatırası gönüllere dokunsun.

 

Her gün kırk dakikanı ayır kitaplara… Güne tekabül eden otuz sayfa, bir ayda dokuz yüz sayfa eder. Günde kırk dakikayla senede 10 000 yapraklık yükleme yaparsın ruhuna, özün başkalaşır. Aklında tutamadığına inandığın ilim, tüm azalarını dolanır. Yüreğinin ince bir elekten geçtiğini ve tortularından kurtulduğunu duyumsarsın. Kitapların karşılıksız verme potansiyeline sahip en vefalı ve faydalı dostlar olduklarını “okudukça” anlarsın.

 

İnsanları hislerin kadar vicdanınla da seyret. İçine sinmeyen bir şeyler varsa, korkuyorsan, korunamıyorsan, eksildiğini hissediyorsan kendini azlet muhatabından, onu senden azat et. Bu, yaşanması muhtemel bir infilakı engeller. Yine de hiçbir zaman unutma! Sanma ki sadece bir iyi bir kötüyü, bir güzel bir çirkini itekler; bazen iki iyilik de duramaz yan yana, taşar kabından…

 

Sıra dışı biçimler, yükselen tümceler, iç içe geçmiş renkler… Ruhun kadar bedenini de azar azar/nazar nazar çürüten kalabalık... Sessiz sevebilmelerden bîhaber. Hep istemeye, almaya, koparmaya yönelik. Birkaç zaman öncesine oranla akşama 1-0 yenik başlayan gözler… Dışının seni hoyratça yorduğu demlerde, yolculuğuna içinden devam et! İçinin sokakları, dağları, ovaları daha emniyetlidir dışından. Çoğu zaman bir hayalden besleniyor olmalarına rağmen içinin taşıdığı insanlar da daha güzeldir dışarıda bıraktıklarından…

 

Her günün bir saatini evlatlarından her birinin avuçlarını avuçlarına alarak konuşmaya, konuşmaya mecalin kalmadığı demlerde, avuçları ellerinde susuşmaya fakat her hâlükârda gözbebeklerine bakmaya ayır. Orada, varlığını senin vesilenle kazanmış bir ömür duruyor, Allah'ın ikramı ve imtihanı olan bir ömür… O ömrün dalları gövdene bağlı. Sokakları ziyan eden ve sokakların ziyan ettiği çocukların, madde açlığından çok mana yokluğu çektiklerini; sana acı veren detayların da yaşadıklarından ziyade yaşayamadıklarında gizlendiğini düşün…

 

Her gün on beş dakikanı beş yeni kelime öğrenmeye ada… Farklı dillerden, kültürlerden, iklimlerden beş yeni kelimen olsun her gün… Onlarla çoğal, yenilen, yüksel, tazelen… Öğrenmek, derinleşmektir.

 

Kulağına mütemadiyen “Hayata bir kahkaha fırlatmanı; gülmeni, kazanmanı, ağlamamanı…” fısıldayanlara çok itibar etme. Sen; “benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz” diyen bir elçiye ümmet kılındın, gönlü mahzun dolaşan ve kâinat nimetlerinden murat ummayan bir Peygamber'e… Üstelik senin hüzne, hüznün de sana ihtiyacı var… Gözyaşı nurlandırır insanı, hüzün güzelleştirir. Dünya “umursamayan” değil, ince düşünen gönül erlerinin hürmetine ayakta…

 

Her gün bir saatini de yalnızlığına ayır. Vefası çok olana vefalı ol. Bir fincan kahveyi paylaş onunla, bir katre tebessümü. Sızını sun yalnızlığının avuçlarına… Zamanı geldiğinde ve herkes gittiğinde, onun seninle olacağını unutma…

Vaktim yok dediğinde, boş ve faydasız söze hibe ettiğin zamanlar gelsin hatırına… Ne kattı sana, ne bıraktı yarına…


Yazarın Diğer Yazıları

Kendin için bir güzellik (13.08.2017)
Kudüs için (29.07.2017)
Samimiyet Bayramı (15.07.2017)
Çağın vebası (01.07.2017)
Leylâ (19.06.2017)
Giden gülüm gelen hüznüm (04.06.2017)
Ruhu Çağıran Diyarlar… (20.05.2017)
Üslûb-u Beyan (06.05.2017)