07.06.2017 10:45:25

İnfak müminin şiarıdır

SÖYLEŞİ: SABRİ GÜLTEKİN

HASEKİ Eğitim Merkezi Emekli Müdürü ve Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Durak Pusmaz hocaefendi ile “Ramazan İklimi” üzerine yaptığımız sohbete kaldığımız yerden devam edelim inşaallah. 

- İftar ve sahurda nelere dikkat edilmeli?

- Güneş batıp akşam namazının vakti girince iftarın lüzumsuz geciktirilmemesi, bilakis acele edilmesi müstehabtır.Peygamber Efendimizin bu konuda, “İnsanlar iftar yapmada acele ettikleri müddetçe hayırda devam ederler” buyuruyor. Peygamber Efendimize, Medine hayatı boyunca 10 sene müddetle hizmet etme şerefine nail olan Enes b. Mâlik (r.a.) Peygamber Efendimizin akşam namazını kılmadan önce hurma ile iftar ettiğini belirtmiştir. Bir yudum su ile de olsa akşam namazından önce iftar etmek müstehabtır. İftarı acele edilmesi, Yahudi ve Hristiyanlara muhalefet etmek içindir. Çünkü onlar güneş batınca iftar etmezler, yıldızı görünceye kadar geciktirirlerdi. Varsa hurma ile, hurma yoksa su ile iftar edilmesi müstehabtır. Bir de iftar anında dua yapılmalı, zira Efendimizin hadis-i şeriflerinden öğrendiğimize göre iftar anında yapılan dua makbuldür, geri çevrilmez. Bu konuda Peygamber Efendimizden nakledilen çeşitli hadis-i şerifler vardır. Bizzat Peygamber Efendimizin iftardan önce dua ettiği rivayet edilmektedir. İftar anında genellikle şu dua okunur: “Allah'ım senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, senin verdiğin rızıkla orucumu açtım ve Ramazan ayından yarın tutacağım oruca niyet ettim. Geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla Ya Rabbi.” Oruç tutan kimsenin sahura kalkması da müstehabtır. Nitekim Peygamber Efendimiz:”Sahur yemeğini yiyiniz, çünkü sahur yemeğinde bereket vardır” buyurmuştur. Sahura kalkmak aynı zamanda oruca fiilen niyet sayılır. Sahurda bereket vardır. Çünkü sahura kalkan orucunu daha dinç ve zinde olarak tutar. Bunun yanında sahura kalkan kimse çoğu kez abdest alır, Allah'ı anar, zikirde bulunur, Kur'an okur. Bütün bunlar insanın ecir ve sevap kazanmasına vesile olur. Peygamber Efendimiz meleklerin sahura kalkanlara dua edeceğini bildirmiş, bizim orucumuzla ehl-i kitabın yani Yahudi ve Hristiyanların oruçları arasındaki ayırıcı farkın sahura kalkıp bir şeyler yemenin olduğunu belirtmiştir. Çünkü onlara oruçlu oldukları geceleri uyuduktan sonra yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak haramdı. İslâm'da da Ramazan orucu ilk defa farz kılındığı zaman böyle idi. Nihayet Bakara Sûresi'nin 187. âyeti inerek oruca başlama ve iftar zamanını belirtmiştir.

- Oruca  niyet etmek unutulsa ne yapmak lazım gelir?

- Namaz, zekât ve hac ibadetlerinde olduğu gibi oruçta da niyet şarttır, niyetsiz oruç sahih değildir. Aslında ibadetlerle adetleri birbirinden ayıran şey de niyettir. Ramazan orucuna güneş battıktan sonra yani iftar vaktinden itibaren kuşluk vaktine/gündüzün yarısından biraz öncesine kadar niyet edilebilir. Ancak bütün oruçlara geceleyin niyet edilmesi daha faziletlidir. Burada yeri gelmişken bir hususu daha belirtmek istiyorum: Bazı genç kardeşlerimizden Ramazan'da zaman zaman “bu gün sahura kalkamadım, oruç tutmuyorum” şeklinde sözler işittiğimiz oluyor. Bunlar zannediyorlar ki, oruca niyet mutlaka sahur vaktinde yapılır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Ramazan orucu için güneşin batmasından kuşluk vaktine kadar olan zamanın her hangi bir bölümünde niyet edilebilir. Sorunuzda bahsedilen “oruca niyet etmek unutulsa” sözünüzle her halde dil ile niyet etmeyi kastediyorsunuz?

 

 

Oruca niyeti dil ile yapmak şart değildir

 

-Evet, hocam onu kastediyorum.

- Genel olarak niyeti dil ile yapmak şart değildir. Çünkü niyet kalp ile ilgili bir ameldir. Onun için niyetin asıl yeri kalptir. Öyle ise insanın oruç tutmaya karar vermesi, bunu kalbinden geçirmesi, sahura kalkması hep birer niyettir. Bu niyetin, “Yarın Allah rızası için Ramazan orucunu tutmaya niyet ettim” veya kısaca: “Allah rızası için oruç tutmaya niyet ettim” şeklinde dil ile söylenmesi menduptur, daha güzel olur. Diliyle mutlaka söylemesi şart değildir. Buna göre niyeti unutma diye bir şey söz konusu olamaz.

- Bu ayda oruç tutmanın yanında, ne gibi sosyal ve içtimai faaliyetler göstermeliyiz?

- Merhum Nasrettin Hoca merkepten düşmüş, komşuları başına toplanıp her biri bir şey tavsiye etmeye başlamış. Hoca; “Siz bunları bırakın da bana merkepten düşen birini getirin, benim halimden o anlar” demiş Fakirin halinden de Ramazan'da oruç tutup aç kalan kimse anlar.  Evet, Ramazan ayı oruç ayıdır, ama sadece oruç tutmaktan ibaret değildir. Ramazan ayı aynı zamanda dayanışma ve kaynaşma ayıdır. Yoksulların, kimsesizlerin gariplerin gözetildiği, gözetilmesi gereken bir aydır. Onun için oruç ibadetinin yanında, halkımız arasında ‘fitre' denilen sadaka-i fıtır vermek de emredilmiştir. İbn Abbas (r.a.) Peygamber Efendimizin Ramazan hayatından bahsederken, O'nun insanların en fazla cömerdi olduğunu, onun bu cömertliğinin Ramazan ayında daha da arttığını belirtmiştir. Öyle ise her hususta olduğu gibi bu konuda da yüce Peygamberimiz'in sünnetine uyarak cömert olmaya çalışmalıyız. Dinimiz sadece Ramazan ayında değil, her zaman cömert olmayı emretmiştir. Bu cömertliğimiz Ramazan ayı içerisinde daha da artmalıdır. Fakirleri, yoksulları, kimsesizleri, yetimleri Ramazan ayında daha fazla görüp gözetmeliyiz. Onlara merhamet kanatlarımızı açmalıyız, yardım ellerimizi uzatmalıyız. Biz başkalarına infak edersek Allah da bize infak eder, biz başkalarına merhamet edersek Allah da bize merhamet eder. Unutmayalım ki, “merhamet etmeyene merhamet edilmez.” Zaten mübarek Ramazan ayı, içimizdeki şefkat ve merhamet duygusunu harekete geçirir. Oruç tutan kimse açlığın, susuzluğun, yoksulluğun ne demek olduğunu daha iyi hisseder. Böylece daha çok sadaka vermeye, daha çok hayır ve hasenât yapmaya koşar. O bilir ki, Allah iyi niyetle verilen sadakayı bereketlendirir, biri bin yapar.

 

Fıtır sadakası dinen zengin sayılanlara vaciptir

 

- Fıtır sadakası ve zekâtın bu ayla özdeşleşmesinin bir sebebi var mı?

- Ramazan ayına mahsus ibadetlerimizden biri de fıtır sadakasıdır. Bu ayın sonuna yetişen ve dinen zengin sayılan, Müslümanlara vaciptir. Fıtır sadakası sünnetle sabittir. Resûlullah (s.a.v.) oruçluları boş ve çirkin sözlerden temizlemek ve yoksullara yiyecek temin etmek için fıtır sadakasını emretmiştir. Zekâta gelince bu, zekât verilmesi gereken malın üzerinden bir kamerî sene geçtikten sonra farz olur. Bu kamerî senenin dolması Ramazan ayında olabileceği gibi diğer ay ve günlerde de dolabilir. Halkımızın zekâtı genellikle Ramazan ayında vermelerinin iki sebebi olabilir: Bunlardan birincisi, Ramazan ayında yapılan ibadet ve taatların sevabının daha çok olduğu için. İkincisi de kamerî yıl esasına riayet edilmesi için olabilir.

 

‘Namaz kılmıyorsanız  boş yere oruç tutmayın!..'

 

- Namaz kılmayan kimselerin oruçları makbul müdür?

- Güzel ve yerinde bir soru. Gerçekten milletimiz oruç ibadetine daha fazla bir önem gösteriyor, hatta beş vakit namaz kılmayanlar da oruç tutuyorlar. Bir kısım kimseler de bunlara; “namaz kılmıyorsanız, boş yere oruç tutmayın, namazsız oruç makbul değildir” diyorlar. Bu tür cevaplarla insanları ibadetten soğutmak doğru değildir. Bizim görevimiz insanları ibadetten menetmek, soğutmak değil, ibadete teşvik etmek, ibadete alıştırmaktır.  Oruç tutmak nasıl üzerimize farz ise namaz kılmak da aynı şekilde farzdır. Oruç tutmaya özen gösteren din kardeşlerimizin aynı özeni namaz ve diğer ibadetler hususunda da göstermeleri güzel olur. Dinimizde namaz kılmayanın orucu makbul değildir diye bir hüküm yoktur. Namazını kılmadan orucunu tutan bir kimse oruç borcunu ödemiş olur, tekrar kaza etmesi gerekmez. Namaz borcu ise üzerinde kalır, kaza etmesi gerekir. Zira oruç ayrı bir ibadet ve farz, namaz da ayrı bir ibadet ve farzdır. Bunlardan birini yapmayan kimsenin diğer ibadetleri de makbul olmaz, diye bir kaide yoktur. Aslında kuldan istenen bütün ibadetlerini yerine getirmesi, kâmil bir mümin olmaya çalışmasıdır.

 

Orucu mazeret  yokken  kasten  bozmak haramdır

 

 

- Hocam kaza ve kefaret konusunu biraz açabilir misiniz?

- Ramazan orucu ile ilgili üzerinde durulması gereken hususlardan biri de kaza ve kefaret konusudur. Genel olarak farz olan ibadetlerin vaktinde şartlarına uygun olarak yapılmasına eda, zamanında yapılamayan ibadetlerin sonradan yerine getirilmesine ise kaza denir. Ramazan orucunun kazası olduğu gibi, yerine göre kefareti de olur. Hiç başlanılmayan veya başlanıldıktan sonra mazerete binaen bozulan ya da tutulamayan oruçların daha sonra gününe gün tutulması gerekir ki, buna kaza denir. Mesela yolculuk ve hastalık birer mazerettir. Yolcu ve hastalar oruçlarını zamanında tutamıyorlarsa daha sonra kaza ederler. Bu durum Kur'an-ı Kerim'le sabittir. Bakara Sûresi'nin 185. âyetinde belirtilmiştir.

- Ramazan orucunun kazası hemen Ramazan ayı çıkar çıkmaz yapılmalı mı, yoksa daha sonra kaza edilse de olur mu?

- Kazaya kalan Ramazan orucunun hemen Ramazan ayı çıkar çıkmaz kaza edilmesi şart değildir, vakti geniştir. Yeter ki insan oruç borcunu kaza etmeye niyetli olsun. Nitekim Hz. Aişe validemizden tutamadığı Ramazan oruçlarının kazasını bazen Şaban ayına kadar geciktirdiği rivayet edilmektedir.

- Birden fazla kazaya kalmış olan oruçların peş peşe mi tutulması gerekir?

- Kazaya kalan oruçların peş peşe, ara vermeksizin tutulması şart değildir. Ara ile tutulabilir. Tutulamayan oruçların kaza edilmesini emreden âyet-i kerimede bunun peş peşe olması şart koşulmamıştır.

- Efendim kefaret orucuna gelelim.

- Kefarete gelince bu, Ramazan orucunu kasten bozmakla ilgilidir. Ramazan'da başlamış olduğu bir orucu, hiçbir mazereti yok iken kasten yemek, içmek veya cinsel ilişkide bulunmak suretiyle bozan kimseye kazadan başka bir de kefaret gerekir. Kefaret hem ibadet, hem de cezadır. Zira başlanılmış olan Ramazan orucunu hiçbir mazereti yok iken kasten bozmak haramdır. İşte kefaret bunun dünyadaki cezasıdır. Kefaret oruçları ara vermeksizin peş peşe tutulması gerekir. Şafiî mezhebine göre kefaret sadece cinsî münasebetten dolayı gerekir, kasten yemek içmekten dolayı gerekmez.

- Hocam bir de hiç oruç tutmayanlar var. Bunların cezası, kefareti yok mu?

- Kefaret oruç tutmamanın değil, başlanılan orucu mazeretsiz olarak kasten bozmanın cezasıdır. Bu sebeple oruç tutmaya niyet ederek başlamaksızın yiyen, içen kimseye kefaret gerekmez, kaza gerekir. Kefaret, günahlardan arınmak için konulan bir cezadır. Mazeretsiz hiç oruç tutmamanın günahı o kadar büyüktür ki, bu kefaretle giderilmez. Nitekim Peygamber Efendimiz, hiçbir mazereti yok iken Ramazan'da bir gün oruç tutmayan kimsenin, daha sonra sene boyunca oruç tutsa bile onun sevabını alamayacağını belirtmiştir. Bu konuda şunu da belirtelim: Orucun kazası Kur'an-ı Kerim'le sabittir, kefaret ise hadis-i şerifle sabittir.

 

YARIN: RAMAZAN MEKTEPTİR