29.12.2016 10:27:24

Genetik ve Siyonist hanedanlıktan popüler demokrasiye

Metin BoşnakUluslararası Saraybosna Üniversitesi

Özellikle tek kutuplu dünya süreci Amerika'yı genetik liderlik tarzında bir tür “demokratik” hanedanlığı ortaya çıkarmıştı. Önceki örnekleri, Amerika'nın Bağımsızlık Savaşı sonrasında yaşandı: Adams, John (1797-1801); Adams, John Quincy (1825-1829); Harrison, Benjamin (1889-1893); Harrison, William Henry (1841). Modern dönemlerde de örnekleri devam etti: Bush, George (1989-1993 ); Bush George W. (2001-2009). Clinton, Bill (1993-2001). Ayrıca Amerikan siyasetinde Kennedy'ler ve Carter gibi isimler, akrabalık ilişkileri olan insanların oynadığı rolü işaret etmektedir. Yakın örnek olan, Baba Bush, oğul Bush, Bay Clinton, Bayan Clinton derken, Amerika Obama ile içerde biriken karşı enerjiyi boşaltırken, Obama'nın yüzeysel olarak rahatlattığı dünya sistemi, dünyada yükselen Amerikan karşıtlığını duraklattı. Bush'un İngiliz Kraliçe'siyle kuzen olduğu gerçeği de Trump'ın atlamadığı gerçeklerden.

Obama'nın özellikle ikinci dönem liderliği tam bir fiyaskoya dönüşünce, hem Amerika içindeki siyahların hem de dünyadaki Amerikan karşıtlığının manivelası devreye girdi. Diğer bir konu da, Amerikan siyasetinin Amerikalılar için mi, İsrail için mi çalıştığı idi. Amerika'yı birileri ele almıştı ki, Trump “Amerika'yı geri almak”tan, Amerika'yı yeniden “büyük yapmaktan” bahsediyordu. Dahası, Trump, NATO'nun Amerika'nın bütçesine getirdiği yükten, Amerika'nın “aptalca” politikaları sonucunda, Ortadoğu'da savaşa harcadığı 2-5 trilyon dolardan, Afganistan, Irak ve Suriye'deki başarısızlıklardan ve harcanan trilyonun karşılığında bir şey alamadığından, üstelik IŞİD'i bizzat Amerikan hükümetinin, Obama ve Clinton'un tesis ettiğinden bahsediyordu. Ve ona göre, Bayan Clinton “sahtekar”dı ve hapse girmesi de gerekiyordu.

Trump'ın rakipleri ise, onu dış politikadan hiçbir şey anlamadığını ifade ederek, Trump'ın “iş dünyası”ndaki başarılarını unutturma çabasında oldular. Onlara göre, Trump devlet adamı olacak nitelikte değildi. Bu süreçte, eski Başkan Clinton, Obama ve sanat ve siyaset dünyasından, medyadan insan ve kurumlar, Trump'a karşı İsrail'e yardım kartını da oynayınca, Trump bu sefer onlara, kızının bir Yahudiyle evli olduğunu, din değiştirerek Yahudi olduğunu ifade ederek, “anti-semitik” olmadığını anlatıp, İsrail'e de en iyi kendinin yardımcı olacağını ifade etti. Obama'nın seçimlere yakın İsrail'e 36 milyar dolarlık yeni yardım paketini onaylaması, Obama ve Clinton'un kippa giyerek katıldıkları Perez'in cenaze töreninde Trump'ın olmaması bu süreçte gözden kaçan unsurlardan oldu. Ancak bu süreç bile, Amerikan siyasetinde, İsrail'in nasıl bir joker olarak ortaya konulduğunun en belirgin örneklerinden oldu. İkinci başkanlık döneminden önce, Obama ve Netanyahu arasındaki saklanamayan sürtüşme çözümlenmiş görünüyordu. Dahası, Clinton ile Obama arasındaki ciddi sürtüşmeler, fikir ve uygulama ayrılıkları da bitmiş, Clinton ve Obama her defasında birbirine iltifat eder olmuşlardı.

8 Kasım 2016'da yapılan Amerikan başkanlık seçimleri, Siyonist medya ve sermayenin ciddi anlamda desteklediği Hillary Clinton'a karşı, mülkiye kökenli olmayan, devlet tecrübesi olmayan, asker kökenli olmayan milyarder iş adamı Donald Trump'ın zaferiyle sonuçlandı. Onca şaibe ve şüpheden sonra, “Seçiciler Meclisi” Trump'ın başkanlığını 20 Aralık 2016'da onayladı. Trump karşıtı sermaye ve medya, seçimi kazansa da Trump'ın başkan olamama ihtimalini vurgulayıp durmuştu.

Genelde eyalet valiliği türü mülki görev yapmış, devlet ya da yargıda görev yapmış, tercihen de Vietnam Savaşında filan “kahramanlık” göstermiş olan insanlar Amerikan başkanlığına soyunur, bir yandan bu tecrübeyi anlatırlardı, bir yandan da kahramanlık hikâyelerini. Tecrübe, yeni alacağı başkanlık görevine hazırlık, askerlik yapmış olmak da başkanın “vatanperver” ve fedakâr olduğunu ifade eder, kampanyalar yürürken başkan adayları sıkça “Amerikan değerleri”nden dem vururlar, bunun devamı olarak da “aile değerleri” seçim propagandalarının önemli bir kısmını teşkil ederdi. 

Clinton seçim kampanyası sürecinde temelde neye dayanmak istediyse, Trump oradan cephe açtı. Clinton'un bütün silahlarını onun aleyhine döndürmeyi başardı.  Obama temelde, siyahlara ve kültürel siyah olan diğer azınlıklara oynamıştı. Clinton temelde kadınlara ve siyahlara ve toplumsal cinsiyeti siyah olanlara oynadı. Ayrıca, Trump'ın teröre ilişkin bazı söylemlerinden yola çıkarak, onun İslam düşmanı olduğunu, Amerika'ya Müslümanları almak istemediğini, yerleşik olanları da atmak istediğini son haftasında özellikle vurguladılar. Arap Baharı sürecini başlatan Trump değildi, Mısır'da ve Irak'ta olanlardan, Afganistan'da olanlardan Trump sorumlu değildi. Ve El-Kaide mensubu oldukları şüphesiyle işkence gören ve kamplarda hâlâ tutulan insanları tutmaya devam eden de Trump da değildi. Politik doğruculuk adına yalan söylemek de Trump'ın beceremediği işlerdendi.

Clinton'u “sahtekâr” ve Obama'yı “beceriksiz” diye itham ederken, FBI'ın eline geçen Clinton maillerine atıfta bulunuyor, kadın düşmanı olmadığını ifade ediyor, yasadışı göçmenlerin Amerika'da çalışmalarına karşı olduğunu, Meksika'nın, Çin'in Amerika'yı “söğüşlediğini” çünkü yöneticilerin “aptal” olduğunu, buna karşın, kendinin vaktiyle kullandığı iflasa yasalarının boşluklarını “zeki” olmasıyla açıklıyordu.  Trump'a göre, Obama'nın en iddialı ve belki kısmen becerdiği tek iş olan Obamacare planı da bir fiyaskoydu. Amerika'nın borcu 20 trilyon dolara dayanmıştı; ülke iflasa doğru gidiyordu. İşsizlik konusunda ise, nispeten ilerleme olmasına rağmen, Amerikan sermaye ve iş yerlerinin Çin'e kaymasının ülkeyi felakete sürüklediğini, Obama'nın son Çin ziyaretinde, halısız ve çok alt düzeyde karşılanmasına atıflarda bulunarak anlatıyordu. Ülke prestij kaybetmişti, kan kaybetmişti; eğer seçilirse, Trump hem sermayeyi hem de iş yerlerini Amerika'ya getirecek, “köhneleşmiş” havalimanlarını, yollarını yenileyecek, Amerika'nın parasını, başkalarına yarayan ve çözüm de getirmeyen yerlere değil, bizzat Amerika'nın alt yapısına harcayacaktı.   

Trump'ın kazanması sadece Amerika içinde değil, dünya genelinde bir “şok” etkisi yaptı.  Seçim anketleri ile çıkan sonuçlar arasında ciddi fark vardı. Trump, beni “müesses nizam ve medya istemiyor” diyor, medya kanalını yeterli görmedikçe de sosyal medya unsurlarını, hassaten, (Arap Baharı sürecinde “devrim”e yardımcı olan) twitter üzerinden harekete geçiriyor, insanları rakipleri hakkında bilgilendiriyor, kendine yapılan saldırılara cevap veriyor, halkı oy vermeye davet ediyor ve “Washington'u değiştireceğim!” diyordu. Obama'nın “değişim” retoriği, bizzat kendinin değişimiyle, sistemle uyumlu olmasına dönüşmüştü. Dahası Obama neyi değiştireceğini de açıklamadan, “Change! Yes, We can!” diyordu ki, “change” değiştirme anlamına geldiği gibi, değişme anlamında geçişsiz fiil olarak da anlam ifade ediyordu. Trump ise, neyi değiştirmek istediğini açıkça ifade ediyor, buna Washington'dan başlayacağını, parayla siyaseti satın alanların, kendini satın alamayacaklarını çünkü zaten zengin olduğunu ifade ediyordu. O bunları ifade ettikçe, Amerikan medya ve elitleri, dalga geçiyor, Trump'ı bir gösteri adamı, bir soytarı olarak lanse ediyorlardı. Trump alsa alsa, yüzde 15 ile 25 arasında oy alabilirdi!

Anket firmalarından, medya mensuplarına, sanatçılardan, komedyenlere bir kitlede, “Donald nasılsa kazanamaz. Clinton yeni dönemde başkandır” rahatlığına yatan bir kitle olduğu açıktır. Hatta Clinton'un zaferini oy sayımları bitmeden ilan eden yerli ve yabancı medya organları oldu. Ancak Amerika'nın istediği başkanla, onların istediği başkan farklı çıkmıştı. Seçimler öncesinde Harry Truman'ın 1948'deki zaferinden beri olmayan şekilde ağırlıklı olarak Senato ve Temsilciler Meclisine Cumhuriyetçi Parti'den insanların seçilmesi Amerika kadar dünyanın da okuyamadığı ya da okumak istemediği bir gerçeği ifade ediyordu. Truman,

Trump emlakçılıktan, kumarhane işletmelerine kadar geniş bir alanda faaliyet göstermiş, TV şovlarında yer almış, parası ve evlilikleri, boşanmaları ile yıllarca medyada Forbes ve Economist dergilerin kapak konusu olmuş, komedi programlarında Oprah Ben'in programlarında, Amerikan Rüyasını gerçekleştiren adam olarak yer almış, kendine güvenen, sözünü sakınmayan, söylediklerini fazla da tartmadan ve halkın “zengin” adamı olmakla iftihar eden biri olarak ortaya çıktı. Öyle ki, vergi ödemeleri konusunda eleştiriler alınca, aklını kullandığını ve “zeki” olduğu için başkaları gibi kanun boşluklarını daha az vergi vermede kullandığını ifade etti.

Bu şokun arkasında, Clinton'a eski başkan olan eşi Bill Clinton ve halen başkan olan Barack Obama'nın seçim meydanlarındaki ciddi desteği, seçim kampanyasında toplanan ciddi paralara ve arkasında hemen hemen ana akım medya desteğine rağmen Clinton'un kaybetmesi yatıyordu. Yani Clinton'un kazanmasına kesin gözüyle bakan, seçimle ilgili yapılan kamuoyu yoklamaları, sanatçı ve komedyen desteği, “entelektüel” kesimin desteği birden anlamsız ve inanamadıkları sonuçla karşılaştılar.

Trump'ın kovboy formatında giyinmediği, çiftlikte ve at üzerinde poz vermediği diğer bir başkan geleneğini yıktı. Bush'un özel önem verdiği bu yaklaşım, Trump için önem taşımıyor. Trump, kovboy olarak değil, Hristiyan ve Amerikan Milliyetçisi Sam Amca olarak Başkan koltuğuna 20 Ocak 2017'de oturacak. Eğer suikasta kurban gitmez, CIA ve Amerikan derin devletine hâkim olan Neo-con ya da Hristiyan Siyonist güdülemesine –ki medya ve sermaye onlardan yan– boyun eğmezse, Amerika'nın 20 trilyona yaklaşan borcunu halletmek, ekonomik ve endüstriyel açıdan Amerika'nın yeniden canlanması, dot.com ekonomileri yerine, reel ekonomiyi esas alacağı kesin. Bu yolda, yine Trump'ın hedeflerinden olan FED yani Amerikan Federal Merkez Bankası, en büyük engellerden olacaktır. FED, faiz artırımıyla Trump'ın politikasına karşı restleşmeyi seçti. Trump'ın seçilmesinden sonra ülke çapında gösterilerin Trump'ı farklı şekillerde suçlaması da Amerikan devletinin diğer restleşme hareketi. Putin'in gülümsemesinde ise, kendinin Rus oligarklarına karşı verdiği savaş yatıyor.

Ve sanırım, SSCB'nin dağılmasından sonra, asıl Yeni Dünya Düzeni yeni kuruluyor. Düzen bozucuların düzeneklerinden çıkmayan bir düzen. Dilerim dünya için huzur ve barışa, en azından daha az karmaşa ve fitneye vesile olur. Aksi durumda, dünya çapında karmaşa tam saha savaşa dönüşebileceği gibi, Trump'a direnenlerin Amerika'da iç savaş çıkarma ihtimali dahi var. Ve bu iç savaş Amerika'yı Siyonist ve Siyonist olmayanların savaş alanı olarak kullandığı çok ciddi sonuçlara yol açar.