14.06.2017 11:24:59

Gafletten Uyanmalıyız

DOÇ. DR. DURAK PUSMAZ KİMDİR? Bu soruya “ilme adanmış bir ömür” dense belki başka söze gerek kalmaz. Fakat biz bununla iktifa etmeyip, Durak Pusmaz hocaefendinin hayatının özüne dokunarak tanıyalım kendisini.

1949 yılında Yozgat'ta dünyaya gelir. Yozgat'ın Çekerek ilçesi İsaklı köyünde başlayan hayat yolculuğu bozkır toprakların arasında yeşermeye başlar. Burada başlayan ilim ve tedrisat eğitimi Pusmaz'ı “Yürüyen Kur'an” vasfıyla Tokat İmam Hatip Okulu'na getirir. İnsan-ı kâmil olmaya adanan ömür yolculuğunda istikamet üzere yürürken yolunu İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'ne düşürür. Manevi öğretilerle çocukluk ve gençlik baharını yaşayan Pusmaz, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Tefsir Bilim Dalı'nda “Zeyd b. Sabit ve Kur'an İlimlerindeki Yeri” konulu master ve aynı bilim dalında “Übey İbn Ka'b ve Tefsir'deki Yeri” isimli teziyle doktorasını tamamlar.

Ardından Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev alarak vaizlik ve müftülük görevini sürdürür. İstanbul Haseki Eğitim Merkezi'nde açılan İkinci Dönem Müftü ve Vaizler İhtisas Kursu'nu da başarı ile tamamlayarak Haseki Eğitim Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak görevlendirilir. Öyle başarılı bir dönem geçirir ki, kendisine bu kurumun müdürlüğü tevdi edilir. Dünya gurbetinde Rabbine sadık bir kul olmanın telaşı içerisinde nefeslenirken Madekonya yolu gözükür. Üsküp'te 3 yıl Din Hizmetleri Müşaviri olarak görev yapar.

Pusmaz, Yard. Doç. Dr. olarak atandığı Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 64 yaşında doçentliğe yükseldikten bir müddet sonra yaş haddinden emekli olur. Bu kutlu yolculuğu sırasında heybesine doldurduğu bilgisinin zekatı olarak Muvatta' Tercemesi, Terğîb ve Terhîb Tercemesi, Kur'an-ı Kerim'in Fazileti Hakkında Kırk Hadis, En Güzel Rehber Hz. Peygamber, Güzellikler Dini İslâm, Peygamber Şefkati, Ferdi ve Sosyal Hayatımızda İslâm, Mekkî Sûrelerde Ahkam Ayetleri, Peygamberimizle 1 Gün ve Ailede Mutluluk Prensipleri isimli eserlere imza atar.

Rahmet günlerinin coşar adım mağfirete koştuğu günün ortasında Fatih İslâmî İlimler Araştırma Vakıf (İSAV)'da buluştuğumuz Pusmaz hocaefendi ile İnkılâb Yayınları arasında çıkan “Ramazan İklimi” isimli kitabı üzerinden bir söyleşi gerçekleştirdik. Ramazan'ın verdiği ulvi duygularla birbirini kovalayan mânâ yüklü soru ve cevapların gönül dağarcığınızı zenginleştireceğini umuyoruz. Buyurun efendim…

***

 

- Ramazan'ın gelmesiyle birlikte dini duygularımız diğer dönemlere göre biraz daha yoğunlaştı. Hocam fırsat kapımıza gelmişken, iyi bir Müslüman olabilmek ve kalabilmek için nasıl mücadele etmeliyiz?

- Ramazan ayı, müminler için dini yaşayış ve heyecanın doruk noktada olduğu, neşe ve hareketle geçen bir aydır. Onun için müminler Ramazan ayının gelmesini sabırsızlıkla beklerler, âdeta iple çekerler. Ramazan ayı ibadet ayıdır, yardımlaşma ayıdır, kaynaşma ayıdır, rahmet ve mağfiret ayıdır.

Yüce Rabb'imiz her zaman, özellikle mübarek ay, gün ve gecelerde, hayır ve bereketini, af ve mağfiretini yağmur gibi üzerimize yağdırmakta, bizleri o sonsuz rahmet ve mağfiretiyle kuşatmaktadır. Onun için bu gibi mübarek ay, gün ve geceler fırsat bilinmeli, gafletle geçirilmemeli, ibadet ve taatla değerlendirilmelidir.

Zira bunlar kulluk görevlerimizin bilincine varıp günah kirlerinden arınmamız için yüce Rabbimizin bizlere bir nimeti ve lütfudur. Şimdi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bir hadis-i şerifi aklıma geldi. Efendimiz'in Mescid-i Nebevi'deki minberi üç basamaklıdır. Bir defasında hutbe irad etmek üzere minbere çıkarken birinci basamağa çıktı “âmin” dedi, ikinci basamağa çıktı tekrar “âmin” dedi, üçüncü basamağa çıktı yine “âmin” dedi. Sahabe-i kiram merak ettiler ve:

“- Ya Resulellah! Bugün sizden daha önce işitmediğimiz şeyi işittik, bunun sebebi nedir?” diye sordular. Efendimiz şöyle cevap verdi:

“- Ben birinci basamağa çıkınca Cebrail (a.s.) geldi ve “Ramazan ayına yetişip de onu ibadet ve taatla değerlendirmeyerek bağışlanmayan ve arınmayan ilahî rahmetten uzak olsun” dedi, ben de ‘âmin' dedim” buyurmuştur.

 

-Ramazan deyince lügat anlamıyla birlikte aklımıza ne gelmeli?

- Ramazan, Arapça bir kelime olup Kamerî aylardan dokuzuncusunun ismidir. Ramazan kelimesinin manası ve bu mübarek aya Ramazan isminin verilmesindeki hikmet şöyle belirtilmiştir:

Ramazan, yaz sonunda güz mevsiminin evvelinde yağan yağmur manasına "ramdâ" kelimesinden alınmıştır. Yağmur yeryüzünü temizlediği gibi ramazan da müminleri günah kirlerinden temizler, kalplerini pak eder.

Başka bir izaha göre de güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması anlamında olan "ramad" kelimesinden alınmıştır. Kızgın yerde yürümek ayakları yaktığı gibi, oruç da insanın günahlarını yakıp yok eder, daha doğrusu günahlarının affedilmesine sebep olur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde: "Bu aya Ramazan isminin verilmesi günahları yaktığı içindir" buyurmuştur.

Şu halde mübarek Ramazan ayında tutulan oruç, müminlerin günah kirlerinden arınıp tertemiz olmalarına vesile olur.

Müsaade ederseniz ‘Ramazan denilince aklımıza ne gelmeli?'den daha çok nelerin geldiğini söyleyeyim.

-Buyurun hocam, memnuniyetle.

- Ramazan denince aklımıza insanı yücelten, aziz ve değerli kılan manevî değerler ve güzel ameller gelir. Daha önemlisi Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim gelir. Zira Kur'an, Ramazan ayında inmeye başlamıştır. Topluca yapılan iftarlar gelir, akabinde topluca kılınan teravih namazları gelir, camilerde ve evlerde okunan mukabeleler gelir, sahurlar gelir. Ramazan denilince aklımıza yüce milletimizin bir bütün olarak yardımlaşmaları ve dayanışmaları gelir, fakirlere dağıtılan Ramazan kumanyaları gelir.

-Orucun tarihçesinden bahsedebilir misiniz? Mesela diğer dinlerde de oruç var mıdır?

- Orucun bize farz kılındığı belirtilen âyet-i kerimede: "sizden öncekilere farz kılındığı gibi” ifadesi yer almaktadır.

Buna göre oruç sadece Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmetine değil, daha önceki peygamberlerin ümmetlerine de farz kılınmıştır.

Mesela Hz. İsa (a.s.) babasız olarak dünyaya geldiği zaman Hz. Meryem validemiz, halkın, kendi aleyhinde kötü zan besleyeceğinden dolayı üzüntü içerisinde idi, ne yapacağını bilemiyordu. Kur'an-ı Kerimde Meryem Sûresi'nden (âyet, 26) öğrendiğimize göre Yüce Rabbimiz onu teselli ederek her hangi bir insanı görüp de bu konuda kendisine soru soracak olursa, rahmet ve merhameti her şeyi kuşatan Allah (c.c.) için konuşmamak üzere oruç adadığını, bu sebeple hiç kimse ile konuşmayacağını söylemesini bildirmiştir.

Bu âyetten İsrail oğullarında oruç ibadetinin olduğu anlaşılmaktadır.

Peygamber efendimiz Hz. Davud (a.s.)'dan bahsederken:

"Yüce Allah'a en sevimli olan oruç Davud (a.s.)'ın orucudur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı" buyurmuştur.

Demek ki, önceki dinlerde, bu arada Yahudilik ve Hristiyanlıkta da oruç ibadeti vardı. Ama Yahudiler ve Hristiyanlar zamanla dinlerinin birçok hükümlerini değiştirdikleri gibi, oruç ibadetini de değiştirmişlerdir. Yahudiler gününü azaltmışlar, Hristiyanlar da şeklini değiştirip önce bazı gıdaları almamak suretiyle perhiz şekline sokmuşlar, sonra da gününü çoğaltmışlardır.

 

-Ramazan orucunun diğer oruçlardan farkı ve farz kılınmasındaki hikmetler nelerdir?

- Oruçlar genel olarak farz, vacip ve nafile olmak üzere üç kısma ayrılır.

Ramazan orucu farzdır. Hatta oruç denince ilk akla gelen Ramazan orucudur. Ramazan orucunun edası/zamanında tutulması farz olduğu gibi, herhangi bir sebepten dolayı zamanında tutulamamışsa kazası da farzdır.

Ramazan orucu belirli bir ayda tutulur, herkes istediği gün ve zamanda tutamaz.

Bundan dolayı Ramazan orucu topluca tutulur. Ramazan orucunun bitiminde bayram yapılır. Ramazan orucu belirli ayda topluca tutulduğu gibi, bayram da belirli günde topluca yapılır.

Yüce dinimiz İslamiyet'in, yapılmasını emrettiği her şeyde bilebildiğimiz veya bilemediğimiz nice hikmetler, nice yararlar vardır. Haram kıldığı, yasakladığı şeylerde de sayılamayacak kadar zararlar vardır. İslâm bilginleri emir ve yasak bütün hükümlerin kulların maslahatına yönelik olduğu hususunda ittifak halindedirler. Dinimiz insanlar için zararlı olan hiç bir şeyi emretmemiş, yararlı olan hiç bir şeyi de yasaklamamıştır. Oruç tutmanın da insanlar için maddî, manevî birçok hikmet ve yararları olduğu için farz kılınmıştır. Biz ibadetlerin, bu arada orucun bütün hikmetlerini bilemeyiz ve anlatamayız. Burada orucun, bile bildiğimiz bazı hikmetlerine satırbaşlarıyla temas edelim:

Oruç şehevî arzulara gem vurur.

Nefsi terbiye eder.

İnsanı güçlüklere katlanmaya alıştırır.

İnsana nimetin kadrini bildirir.

İnsanı ruhen, manen yüceltir.

İnsanda yardımlaşma duygusunu geliştirir.

İnsanda tefekkür duygusunu geliştirir.

İrade gücünü kuvvetlendirir.

Ayrıca sağlık yönünden de faydalıdır.

Bütün bunların ötesinde insana Allah'ın rızasını kazandırır. Kulun asıl maksadı Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. "Bana seni gerek seni" diyen Yunus Emre her amelin sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu sebeple Müslüman gerek orucunu ve gerekse diğer ibadetlerini sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapmalıdır. Allah'ın rızası her şeyin üzerindedir.

Yüce Rabbimiz, kendi rızası için çalışan, iyilik yapan ve güzel davranışlar içerisinde bulunan kullarını övmekte ve onlara mükâfat vereceğini vaad etmektedir: “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendisini feda eder. Allah kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara, 207)

“Kim bu iyilikleri Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa, 114)

- Ramazan orucunun faziletinden biraz bahseder misiniz?

- Oruç İslâm binasının beş temel direğinden biri olup faziletli bir ibadettir. Onun için sevabı da çoktur. Allah Teâlâ'nın rızası için yapılan her ibadete, her hayır ve iyiliğe en az on misli mükâfat verileceği En'am Sûresi'nin 160. âyetinde belirtilmiştir.

Bakara Sûresi'nin 261. âyetinde de Allah yolunda mallarını infak edenlerin mükâfatının yedi yüz misli ve daha fazla olacağı belirtilmiştir. Oruç ibadetine gelince, ona ne kadar mükâfat verileceği belirtilmemiş, Yüce Rabbimiz, onun mükâfatını bizzat kendisinin vereceğini belirterek: "Oruç benim için yapılan bir ibadettir, onun mükâfatını ben veririm" buyurmuştur.

- Hocam, diğer ibadetler Allah için değil midir, onların mükafatını verecek olan da Allah değil midir?

-Evet, diğer ibadetler de Allah için yapılır ama, namaz, zekât ve hac gibi ibadetler açık yapıldığı için bunlara riya, gösteriş karışabilir. Halbuki oruç Allah ile kul arasında gizli kalan bir ibadet olduğu için buna riya karışması söz konusu değildir.

Bir de orucun dışındaki diğer ibadet türlerini sapık kimseler bâtıl mabudları için de yapmışlardır. Müşrikler namaz kılıyormuş gibi putlarının önünde secdeye kapanmışlar, hacda Kâbe'nin tavaf edildiği gibi, putlarının etrafında dolaşmışlar, putları için kurbanlar kesmişler fakat hiç bir zaman putları için oruç tutmamışlardır. Şu halde oruç sadece Allah için yapılan bir ibadettir. Bunun mükâfatını verecek olan da Allah'tır.

Peygamber Efendimizin ifadesiyle: "Oruç bir kalkandır, insanı cehennem ateşinden korur. Tıpkı sizden birinin muharebe meydanında kalkanıyla düşmandan korunması gibi."

Oruç sayesinde insan kötülüklerden korunma özelliği kazanır.

Oruç insandaki kötü duygu ve alışkanlıklara set çeker.

Oruç kötülüklerin kaynağı olan şehevî duyguları zayıflatır.

İhlâsla Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Oruçlunun duası makbuldür.

///***/// 

İnfak müminin şiarıdır 

- İftar ve sahurda nelere dikkat edilmeli?

- Güneş batıp akşam namazının vakti girince iftarın lüzumsuz geciktirilmemesi, bilakis acele edilmesi müstehabtır.Peygamber Efendimizin bu konuda, “İnsanlar iftar yapmada acele ettikleri müddetçe hayırda devam ederler” buyuruyor. Peygamber Efendimize, Medine hayatı boyunca 10 sene müddetle hizmet etme şerefine nail olan Enes b. Mâlik (r.a.) Peygamber Efendimizin akşam namazını kılmadan önce hurma ile iftar ettiğini belirtmiştir. Bir yudum su ile de olsa akşam namazından önce iftar etmek müstehabtır. İftarı acele edilmesi, Yahudi ve Hristiyanlara muhalefet etmek içindir. Çünkü onlar güneş batınca iftar etmezler, yıldızı görünceye kadar geciktirirlerdi. Varsa hurma ile, hurma yoksa su ile iftar edilmesi müstehabtır. Bir de iftar anında dua yapılmalı, zira Efendimizin hadis-i şeriflerinden öğrendiğimize göre iftar anında yapılan dua makbuldür, geri çevrilmez. Bu konuda Peygamber Efendimizden nakledilen çeşitli hadis-i şerifler vardır. Bizzat Peygamber Efendimizin iftardan önce dua ettiği rivayet edilmektedir. İftar anında genellikle şu dua okunur: “Allah'ım senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, senin verdiğin rızıkla orucumu açtım ve Ramazan ayından yarın tutacağım oruca niyet ettim. Geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla Ya Rabbi.” Oruç tutan kimsenin sahura kalkması da müstehabtır. Nitekim Peygamber Efendimiz:”Sahur yemeğini yiyiniz, çünkü sahur yemeğinde bereket vardır” buyurmuştur. Sahura kalkmak aynı zamanda oruca fiilen niyet sayılır. Sahurda bereket vardır. Çünkü sahura kalkan orucunu daha dinç ve zinde olarak tutar. Bunun yanında sahura kalkan kimse çoğu kez abdest alır, Allah'ı anar, zikirde bulunur, Kur'an okur. Bütün bunlar insanın ecir ve sevap kazanmasına vesile olur. Peygamber Efendimiz meleklerin sahura kalkanlara dua edeceğini bildirmiş, bizim orucumuzla ehl-i kitabın yani Yahudi ve Hristiyanların oruçları arasındaki ayırıcı farkın sahura kalkıp bir şeyler yemenin olduğunu belirtmiştir. Çünkü onlara oruçlu oldukları geceleri uyuduktan sonra yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak haramdı. İslâm'da da Ramazan orucu ilk defa farz kılındığı zaman böyle idi. Nihayet Bakara Sûresi'nin 187. âyeti inerek oruca başlama ve iftar zamanını belirtmiştir.

- Oruca  niyet etmek unutulsa ne yapmak lazım gelir?

- Namaz, zekât ve hac ibadetlerinde olduğu gibi oruçta da niyet şarttır, niyetsiz oruç sahih değildir. Aslında ibadetlerle adetleri birbirinden ayıran şey de niyettir. Ramazan orucuna güneş battıktan sonra yani iftar vaktinden itibaren kuşluk vaktine/gündüzün yarısından biraz öncesine kadar niyet edilebilir. Ancak bütün oruçlara geceleyin niyet edilmesi daha faziletlidir. Burada yeri gelmişken bir hususu daha belirtmek istiyorum: Bazı genç kardeşlerimizden Ramazan'da zaman zaman “bu gün sahura kalkamadım, oruç tutmuyorum” şeklinde sözler işittiğimiz oluyor. Bunlar zannediyorlar ki, oruca niyet mutlaka sahur vaktinde yapılır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Ramazan orucu için güneşin batmasından kuşluk vaktine kadar olan zamanın her hangi bir bölümünde niyet edilebilir. Sorunuzda bahsedilen “oruca niyet etmek unutulsa” sözünüzle her halde dil ile niyet etmeyi kastediyorsunuz?

-Evet, hocam onu kastediyorum.

- Genel olarak niyeti dil ile yapmak şart değildir. Çünkü niyet kalp ile ilgili bir ameldir. Onun için niyetin asıl yeri kalptir. Öyle ise insanın oruç tutmaya karar vermesi, bunu kalbinden geçirmesi, sahura kalkması hep birer niyettir. Bu niyetin, “Yarın Allah rızası için Ramazan orucunu tutmaya niyet ettim” veya kısaca: “Allah rızası için oruç tutmaya niyet ettim” şeklinde dil ile söylenmesi menduptur, daha güzel olur. Diliyle mutlaka söylemesi şart değildir. Buna göre niyeti unutma diye bir şey söz konusu olamaz.

- Bu ayda oruç tutmanın yanında, ne gibi sosyal ve içtimai faaliyetler göstermeliyiz?

- Merhum Nasrettin Hoca merkepten düşmüş, komşuları başına toplanıp her biri bir şey tavsiye etmeye başlamış. Hoca; “Siz bunları bırakın da bana merkepten düşen birini getirin, benim halimden o anlar” demiş Fakirin halinden de Ramazan'da oruç tutup aç kalan kimse anlar.  Evet, Ramazan ayı oruç ayıdır, ama sadece oruç tutmaktan ibaret değildir. Ramazan ayı aynı zamanda dayanışma ve kaynaşma ayıdır. Yoksulların, kimsesizlerin gariplerin gözetildiği, gözetilmesi gereken bir aydır. Onun için oruç ibadetinin yanında, halkımız arasında ‘fitre' denilen sadaka-i fıtır vermek de emredilmiştir. İbn Abbas (r.a.) Peygamber Efendimizin Ramazan hayatından bahsederken, O'nun insanların en fazla cömerdi olduğunu, onun bu cömertliğinin Ramazan ayında daha da arttığını belirtmiştir. Öyle ise her hususta olduğu gibi bu konuda da yüce Peygamberimiz'in sünnetine uyarak cömert olmaya çalışmalıyız. Dinimiz sadece Ramazan ayında değil, her zaman cömert olmayı emretmiştir. Bu cömertliğimiz Ramazan ayı içerisinde daha da artmalıdır. Fakirleri, yoksulları, kimsesizleri, yetimleri Ramazan ayında daha fazla görüp gözetmeliyiz. Onlara merhamet kanatlarımızı açmalıyız, yardım ellerimizi uzatmalıyız. Biz başkalarına infak edersek Allah da bize infak eder, biz başkalarına merhamet edersek Allah da bize merhamet eder. Unutmayalım ki, “merhamet etmeyene merhamet edilmez.” Zaten mübarek Ramazan ayı, içimizdeki şefkat ve merhamet duygusunu harekete geçirir. Oruç tutan kimse açlığın, susuzluğun, yoksulluğun ne demek olduğunu daha iyi hisseder. Böylece daha çok sadaka vermeye, daha çok hayır ve hasenât yapmaya koşar. O bilir ki, Allah iyi niyetle verilen sadakayı bereketlendirir, biri bin yapar.

- Fıtır sadakası ve zekâtın bu ayla özdeşleşmesinin bir sebebi var mı?

- Ramazan ayına mahsus ibadetlerimizden biri de fıtır sadakasıdır. Bu ayın sonuna yetişen ve dinen zengin sayılan, Müslümanlara vaciptir. Fıtır sadakası sünnetle sabittir. Resûlullah (s.a.v.) oruçluları boş ve çirkin sözlerden temizlemek ve yoksullara yiyecek temin etmek için fıtır sadakasını emretmiştir. Zekâta gelince bu, zekât verilmesi gereken malın üzerinden bir kamerî sene geçtikten sonra farz olur. Bu kamerî senenin dolması Ramazan ayında olabileceği gibi diğer ay ve günlerde de dolabilir. Halkımızın zekâtı genellikle Ramazan ayında vermelerinin iki sebebi olabilir: Bunlardan birincisi, Ramazan ayında yapılan ibadet ve taatların sevabının daha çok olduğu için. İkincisi de kamerî yıl esasına riayet edilmesi için olabilir.

- Namaz kılmayan kimselerin oruçları makbul müdür?

- Güzel ve yerinde bir soru. Gerçekten milletimiz oruç ibadetine daha fazla bir önem gösteriyor, hatta beş vakit namaz kılmayanlar da oruç tutuyorlar. Bir kısım kimseler de bunlara; “namaz kılmıyorsanız, boş yere oruç tutmayın, namazsız oruç makbul değildir” diyorlar. Bu tür cevaplarla insanları ibadetten soğutmak doğru değildir. Bizim görevimiz insanları ibadetten menetmek, soğutmak değil, ibadete teşvik etmek, ibadete alıştırmaktır.  Oruç tutmak nasıl üzerimize farz ise namaz kılmak da aynı şekilde farzdır. Oruç tutmaya özen gösteren din kardeşlerimizin aynı özeni namaz ve diğer ibadetler hususunda da göstermeleri güzel olur. Dinimizde namaz kılmayanın orucu makbul değildir diye bir hüküm yoktur. Namazını kılmadan orucunu tutan bir kimse oruç borcunu ödemiş olur, tekrar kaza etmesi gerekmez. Namaz borcu ise üzerinde kalır, kaza etmesi gerekir. Zira oruç ayrı bir ibadet ve farz, namaz da ayrı bir ibadet ve farzdır. Bunlardan birini yapmayan kimsenin diğer ibadetleri de makbul olmaz, diye bir kaide yoktur. Aslında kuldan istenen bütün ibadetlerini yerine getirmesi, kâmil bir mümin olmaya çalışmasıdır.

- Hocam kaza ve kefaret konusunu biraz açabilir misiniz?

- Ramazan orucu ile ilgili üzerinde durulması gereken hususlardan biri de kaza ve kefaret konusudur. Genel olarak farz olan ibadetlerin vaktinde şartlarına uygun olarak yapılmasına eda, zamanında yapılamayan ibadetlerin sonradan yerine getirilmesine ise kaza denir. Ramazan orucunun kazası olduğu gibi, yerine göre kefareti de olur. Hiç başlanılmayan veya başlanıldıktan sonra mazerete binaen bozulan ya da tutulamayan oruçların daha sonra gününe gün tutulması gerekir ki, buna kaza denir. Mesela yolculuk ve hastalık birer mazerettir. Yolcu ve hastalar oruçlarını zamanında tutamıyorlarsa daha sonra kaza ederler. Bu durum Kur'an-ı Kerim'le sabittir. Bakara Sûresi'nin 185. âyetinde belirtilmiştir.

- Ramazan orucunun kazası hemen Ramazan ayı çıkar çıkmaz yapılmalı mı, yoksa daha sonra kaza edilse de olur mu?

- Kazaya kalan Ramazan orucunun hemen Ramazan ayı çıkar çıkmaz kaza edilmesi şart değildir, vakti geniştir. Yeter ki insan oruç borcunu kaza etmeye niyetli olsun. Nitekim Hz. Aişe validemizden tutamadığı Ramazan oruçlarının kazasını bazen Şaban ayına kadar geciktirdiği rivayet edilmektedir.

- Birden fazla kazaya kalmış olan oruçların peş peşe mi tutulması gerekir?

- Kazaya kalan oruçların peş peşe, ara vermeksizin tutulması şart değildir. Ara ile tutulabilir. Tutulamayan oruçların kaza edilmesini emreden âyet-i kerimede bunun peş peşe olması şart koşulmamıştır.

- Efendim kefaret orucuna gelelim.

- Kefarete gelince bu, Ramazan orucunu kasten bozmakla ilgilidir. Ramazan'da başlamış olduğu bir orucu, hiçbir mazereti yok iken kasten yemek, içmek veya cinsel ilişkide bulunmak suretiyle bozan kimseye kazadan başka bir de kefaret gerekir. Kefaret hem ibadet, hem de cezadır. Zira başlanılmış olan Ramazan orucunu hiçbir mazereti yok iken kasten bozmak haramdır. İşte kefaret bunun dünyadaki cezasıdır. Kefaret oruçları ara vermeksizin peş peşe tutulması gerekir. Şafiî mezhebine göre kefaret sadece cinsî münasebetten dolayı gerekir, kasten yemek içmekten dolayı gerekmez.

- Hocam bir de hiç oruç tutmayanlar var. Bunların cezası, kefareti yok mu?

- Kefaret oruç tutmamanın değil, başlanılan orucu mazeretsiz olarak kasten bozmanın cezasıdır. Bu sebeple oruç tutmaya niyet ederek başlamaksızın yiyen, içen kimseye kefaret gerekmez, kaza gerekir. Kefaret, günahlardan arınmak için konulan bir cezadır. Mazeretsiz hiç oruç tutmamanın günahı o kadar büyüktür ki, bu kefaretle giderilmez. Nitekim Peygamber Efendimiz, hiçbir mazereti yok iken Ramazan'da bir gün oruç tutmayan kimsenin, daha sonra sene boyunca oruç tutsa bile onun sevabını alamayacağını belirtmiştir. Bu konuda şunu da belirtelim: Orucun kazası Kur'an-ı Kerim'le sabittir, kefaret ise hadis-i şerifle sabittir.

///***/// 

Ramazan mekteptir 

DOÇ. Dr. Durak Pusmaz hocaefendiyle “Ramazan İklimi”nin maddî ve manevî güzelliklerini yâd etmek, bilgimizi tazelemek üzere kısa bir söyleşi planlamıştık. Amma velakin Pusmaz hocamın tatlı muhabbeti Ramazan'ın bereketiyle birleşince konu konuyu açtı, kitabî sözler uzadıkça uzadı. Söyleşimizin son bölümünde de merak edilen ilginç konulara cevap aradık. İnşaallah maksat hâsıl olmuştur. 2 gündür sürdürdüğümüz sohbetimize, virgül koyduğumuz yerden devam edelim efendim... 

- Hocam şu imsak vakti meselesi her Ramazan ayının vuzuha kavuşturulamayan tartışma konusu. “Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için” (Bakara, 187) âyetini biraz açıklar mısınız? Bu hususta neden bir fikir birliğine varılamıyor?

- Aslında sizin de sorunuzda belirttiğiniz âyet-i kerimede orucun ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belirtiliyor. Âyet şöyle: “Fecir vaktinde beyaz iplikle siyah iplik bir birinden ayırt edilinceye kadar gece boyunca yiyin-için sonra akşam olup güneş batıncaya kadar orucunuzu tam tutunuz” buyruluyor. Demek ki oruç fecir vaktinde, başka bir ifade ile tan yerinin ağarmasıyla başlıyor, güneş batıncaya kadar devam ediyor. Âyet-i kerimede geçen beyaz iplikle siyah ipliği Peygamber Efendimiz gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığı olarak açıklamıştır. Fecir iki kısma ayrılır:

1- Fecr-i Kâzip: Tanyeri ağarmadan önce ufukta dikey olarak beliren ve kısa bir süre sonra kaybolan beyazlığa 'yalancı, aldatıcı fecir' anlamında fecr-i kâzip denir. Bununla imsak/oruca başlama vakti başlamamış, sabah namazının vakti de girmemiştir.

2- Fecr-i Sâdık: Fecr-i kâzibin kaybolmasından bir müddet sonra bir karanlık çöker. Sonra doğu ufkunda yatay olarak bir beyazlık belirir. Buna gerçek fecir anlamında fecr-i sâdık denir. Fecr-i sâdıkın belirmesiyle: Yatsı namazının vakti çıkar. Sabah namazının vakti girer. İmsak yani oruca başlama vakti girmiş olur. Artık yemeye içmeye son verilip oruca başlanılır. Bunun tartışılacak bir yanı yok.

-Kur'an-ı Kerim'de, Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılındı. Umulur ki, oruç sayesinde kötülüklerden sakınırsınız. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varırsınız” (Bakara Sûresi, 183) ifadesi Müslüman oruç sayesinde varacağı noktayı açık bir şekilde tarif ediyor.

- Evet, orucun farz kılınmasının hikmetlerinden biri de mümini takvaya ulaştırmak, ona sorumluluğunun bilincinde olma melekesini kazandırmaktır. Takva vikaye kökünden gelmektedir. Vikaye kişinin zararlı şeylerden kendisini koruması demektir. Dinî manası ise kişinin, dünyada iken ahirette kendisine zarar verecek şeylerden koruması demektir. Oruçlu kimsenin midesini yemeden içmeden koruduğu gibi dilini, gözünü, kulağını ve hatta kalbini de kötü duygu ve düşüncelerden koruması gerekir.

- Orucu bedenle tutuyoruz da, ruhumuza tutturamıyoruz demek ki…

- Orucu bedenimizle tutuyoruz, maddî açıdan orucu bozacak olan yemeden, içmeden ve cinsi münasebetten kaçınıyoruz. Ama manevî yönden orucumuza zarar verecek veya sevabını giderecek tutum ve davranışlardan kaçınmıyoruz. Oruçlu insan ibadet halinde demektir. Onun için orucun maddi şartlarının yanında manevî şartları da vardır. İmam Gazzali'nin de belirttiği gibi bu şartlar; oruçlunun elini, dilini, gözünü, kulağını ve diğer azalarını her türlü kötülük ve günahlardan korumasıdır. Peygamber Efen-dimiz hadis-i şeriflerinde buna dikkatimizi çekerek şöyle buyurmuştur: “Kim yalan söylemeyi ve onunla iş yapmayı terk etmezse Allah'ın onun yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.” Efendimiz başka bir hadis-i şeriflerinde de, “Nice oruç tutan vardır ki, orucundan nasibi ancak aç ve susuz kalmasıdır, başka sevap alamaz ve nice de geceleyin kalkıp namaz kılanlar vardır ki, namazdan nasibi sadece uykusuz kalması olur” buyuruyor.

- Ramazan ayının diğer aylara göre faziletleri nelerdir?

- Ramazan ayı dinimizce yüce ve kutsal kabul edilmiş bir aydır. Araplar Ramazan ayı için “seyyidü'ş-şuhûr yani ayların efendisi” der, biz de “on bir ayın sultanı” deriz. Onun bu kutsiyet ve fazileti Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. Bir defa yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim bu ay içerisinde inmeye başlamıştır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: “İnsanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur'an Ramazan ayında indirildi.” Kur'an-ı Kerim'in inzâli Allah'ın insanlığa en büyük lütfu ve nimetidir. Bundan daha büyük bir lütuf ve nimet düşünülemez. Çünkü Kur'an'ın hidayeti sayesinde insanlar küfürden imana, sapıklıktan hidayete, karanlıktan aydınlığa, cehaletten ilme, zulümden adalete kavuşmuşlardır. Yüce Rabbimizin “bin aydan daha hayırlı” olduğunu belirttiği Kadir gecesi bu ayın içerisindedir. Dinimizin beş temel esasından biri olan orucun da bu ay içerisinde tutulması emredilmiştir.

- Peygamber Efendimiz, “Ümmetime Ramazan'da beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki hiçbir peygambere verilmemiştir” buyuruyor. Nedir bu müjdeler?

- Daha önceki peygamberlere ve ümmetlerine verilmeyen faziletler ve güzel meziyyetler Ramazan ayında bizim Peygamberimize ve biz ümmetine verilmiştir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Ümmetime Ramazan'da 5 şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki hiç bir peygambere verilmemiştir:

1- Ramazan ayının ilk gecesi olunca Allah Teâlâ ümmetime (rahmet bakışıyla) bakar. Allah her kime böyle bakarsa, ona ebedî olarak azap etmez.

2- Akşamladıklarında, ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzel olur.

3- Melekler her gün ve gece onlara istiğfarda bulunup Allah'tan bağışlanmalarını dilerler.

4- Allah Teâlâ cennetine: ‘Kullarım için hazırlanıp süslen. Onların dünya meşakkatlerinden kurtulup, benim yurduma ve ihsanıma istirahat için gelmeleri yaklaştı' buyurur.

5- Gecenin sonu olunca, Allah Teâlâ hepsini bağışlar. Orada bulunanlardan biri: ‘- O gece Kadir gecesi midir?' deyince: Hayır, çalışanları görmüyor musun? Onlar çalışıp işlerini bitirince kendilerine ücretleri tam olarak ödenir” buyurmuştur.

- Ramazan gecelerinin süsü teravih namazı, mukabele ve îtikâf için neler ifade etmek istersiniz hocam?

- Ramazan ayı sadece oruç ayı değil, sizin de sorunuzda belirttiğiniz gibi teravihi, mukabelesi ve itikafı ile tam bir ibadet ayıdır. Ramazan ayına topluca kılınan teravih namazları, camilerde hafızlar tarafından okunan mukabeleler, Ramazan'ın son on gününde itikafa ayrı bir güzellik katıyor. Bütün bunların ötesinde bu ibadetlerimizle sevgili Peygamber'imizin sünnetini yaşatıyoruz. Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde: “Kim benim sünnetimi yaşar ve yaşatırsa beni seviyor demektir. Kim de beni severse cennette onunla beraber olurum” buyurmuştur.

- “Önünde Rahmet, ortasında mağfiret ve sonunda Cehennem'den azad” müjdesi bulunan uhrevî iklime kavuşmanın tarifsiz hazzını gönüllerimizde derinden hissediyoruz. Cennetin Reyyan kapılarının açılmasına, cehennem kapılarının kapanmasına ve şeytanların zincire vurulmasına vesile olan bu kutlu ayda yine de fitne durulmuyor...

- Ramazan aynı zamanda bir mekteptir. Bu ayda bizzat yaşayarak öğrendiğimiz ve edindiğimiz güzellikleri ömrümüzün kalan kısmında devam ettirmeliyiz. Müslümanlık aylık veya mevsimlik değil, ömür boyudur. Ramazan ayının bitmesiyle seccadeyi tesbihi kaldırıp gelecek Ramazanı beklememeliyiz. Peygamber Efendimiz nafile de olsa bir ibadeti yapmaya başlayınca ona devam ederdi. Biz ümmetine de “Allah katında ibadet ve amellerin en sevimli olanı az da olsa devamlı olanıdır” buyurarak ibadetlerde devamlılığa dikkati çekmiştir.

- Hocam fitne meselesi... Ramazan ayının öncesinde “Kutlu Doğum Haftası” ile ilgili bir sürü yaygara kopartıldı. İşin aslı nedir sizce; üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?

- Kutlu Doğum Haftası milletimiz tarafından benimsenmiş güzel etkinliktir. Mevlid kandili camilerimizde Kur'an-ı Kerim ve mevlid-i şerifler okunarak, dualar yapılarak kutlanmaktadır. Kutlu Doğum Haftası'nda ise cami dışında Peygamber Efendimiz çeşitli yönlerden konferans, açık oturum ve panel gibi vasıtalarla ele alınıp anlatılmaktadır. Bu konu üzerinde koparılan yaygarayı anlamak mümkün değil. Bunlar neye hizmet ediyor, niçin böyle yapıyorlar gerçekten anlamış değilim. Müslüman, Peygamberinin bir hafta boyunca çeşitli mekânlarda, medyada, görüntülü ve yazılı basında anlatılmasından rahatsızlık duyar mı? Eğer uygulamada yanlışlıklar varsa onların giderilmesi önerilir, daha güzel olması için tekliflerde bulunulur. Yoksa Diyanet İşleri Başkanlığını yıpratmaya çalışmak akıl kârı değil.

- Kadir Gecesi Müslümanlar için ne ifade eder ve hangi günlerde aramalıyız?

- Mübarek kandil gecelerimizden biri de Kadir gecesidir. Kadir gecesi dinimizde en kutsal ve faziletli gecedir. Çünkü kandil gecelerimiz içerisinde Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilen tek gece Kadir gecesidir. Kadir Gecesi, içerisinde bu gece bulunmayan bin aydan daha hayırlı ve faziletlidir. Kur'an-ı Kerim'de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sûre vardır. Kadir Gecesi'nin senenin hangi gecesi olduğu Kur'an-ı Kerim'de belirtilmemektedir. Konu ile ilgili hadis-i şerifler de muhteliftir. Kadir Gecesi sene içerisindedir, diyen bilginler olduğu gibi, Ramazan ayındadır, Ramazan'ın son on günündedir, son on gününün tek gecelerindedir ve nihayet Ramazan'ın yirmi yedinci gecesindedir diyen bilginler de olmuştur. Buna göre Kadir Gecesi'nin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, genellikle Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde olduğu tercih edilmiştir. Zaten öteden beri İslam âleminde de hep Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde kutlanmaktadır. Kadir Gecesi'nde yapılan ibadet ve taatların sevabı çoktur. Mümin bu geceyi dua ile, ibadet ve taatla geçirmeli ama, senenin diğer günlerini ve gecelerini de ihmal etmemelidir. Müminin dindarlığı günlük değil, ömür boyu sürmelidir.