15.04.2017 11:08:48

Darbecilerle hesaplaşma vakti geldi

16 Nisan referandumunun Türkiye için bir milat olduğunu belirten Yazıcı, “15 Temmuz’da ilk defa darbecilere karşı liderine sahip çıkan Türkiye, ‘evet’ oylarıyla her türlü vesayeti kabul etmediğini dünyaya ilan edecektir’ dedi.

İSMAİL ZELVİ/SÖYLEŞİ

Toplumun üstünden silindir gibi gecen 1982 vesayet anayasası 16 Nisan'da millet tarafından değiştirilecek. Türkiye için bir milat olan referandumun şifrelerini TİYEMDER Onursal Başkanı Selahattin Yazıcı ile konuştuk. İlahiyat camiası olarak Referandumda ‘evet' çıkması için çalıştıklarını belirten Yazıcı, topluma 95 yıldır baskı, ölüm, işkence, darbe ile hatırlanan parlamenter sistemin sona ererek, halk demokrasisine geçileceğini söyledi.

-Sayın Yazıcı, 16 Nisan Referandumu Türkiye'de neleri değiştirecek?

Referandum Türkiye için önemli bir milat ve dönüm noktasıdır. Bu referandumda kestirmeden söyleyebileceğimiz şu, verilecek olan karar geçmiş devam edecek mi etmeyecek mi kararıdır. Bu toplum 95 yıldır yönetildiği parlamenter bir sistemden başkanlık sistemine geçiş adımını atacak mı, atmayacak mı, bunu değerlendirecek toplum, tahmin ediyorum büyük oranda şimdiye kadar çektiği sıkıntıları sorunları, çatışmaları işkenceleri cezaevlerini, darbeleri vesaire gören bu toplum, yüksek derecede evet diyerek bu parlamenter sistemden bize zoraki giydirilmiş bu deli gömleğinden çıkmak istiyoruz, yeni bir sisteme, başkanlık sistemine geçiş yapmak istiyoruz, daha huzurlu daha mutlu olmak için ileriye dönük, İslam dünyasını kucaklayacak bir güce potansiyele sahip olmak için ve tek başlı yönetim için, karmaşık bir yönetimden  daha arı, daha duru bir yönetime geçerek çok başlılıktan tek başlılığa geçiş için bir karar verecek.

-Parlamenter sistem, Türkiye'de nasıl uygulandı

Parlamenter sistem İslam dünyası ile bizim sınırlarımızı çizen emperyalist güçler tarafından küresel güçler tarafından bize biçilmiş bir kumaş bu kumaş hiçbir zaman bize normal gelmedi, her zaman bizi patlama noktasına getirdi. Dolayısıyla zaman zaman barajların kapakları açıldı. Bazen de darbelerle sonuçlandı. Gerek bizim yasama, yürütme ve yargımız hep bu kumaşı bize biçen emperyalist güçlerin talimatlarına dönük, sistemi kuranların talimatlarına dönük kararlar verdiler. Diyelim ki yasama her zaman milletin istediği istikamette karar verecekken biliyorsunuz henüz daha başlangıçta, milletin istemediği arzu etmediği milletin hassasiyetlerini reddeden, adeta milleti doğduğuna pişman eden anlayışlarla karşı karşıya kaldı. Bunun çokça örnekleri var tarihimizde. Kuran-ı Kerim'in yasaklanmasından, ezanın Türkçe okutulmasına kadar,  ondan sonra, zikir yapmanın, kitap okumanın yasaklanmasına kadar, başörtüsü yasağına kadar, birçok dayatmanın yaşandığı dönemler oldu. Esasta yargı da hep o istikamette karar verdi. Millet adına karar vermesi gereken yargı milletin aleyhine karar verdi. Yürütme de hep kendini demoklesin kılıcı altında hissederek, hep küresel güçlerin arzu ve istekleri doğrultusunda politika takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bu yüzden çok iktidarlar değişti, değişmeyen iktidarlara darbe yapıldı. Darbe ile değiştirildi.

-------------------------

HALK sokağa çıkmasaydı bugün durum farklı olacaktı

-Parlamenter sistem darbeleri niçin durduramadı?

Parlamenter sistemde talimatla hareket eden kesimler, çok başlılık söz konusu olduğu için yasama, yürütme ve yargıda hatta askeri sistemlerde karmaşıklık yaşandı. Bir dönem silahlı kuvvetleri, bir dönem yargıyı, bir dönem farklı bir zinde güçleri veya derin devleti kullandılar. Hep bu şekilde ve bunu yaparken de hiçbir zaman siyasi ve idari yetkiyi elinde bulunduran yürütmenin bundan haberi olmadı. Türkiye, Süleyman Demirel'in 7 defa gelip 8 defa gittiği dönemleri yaşadı. Her yaşandığı dönemde hiçbir zaman yürütmeyi elinde bulunduranların darbe girişiminden haberi bile olmaz.  Son denemesi 15 Temmuz'da yapıldı. Daha farklı bir şekilde düşünülüyordu, halkın sokağa inmesi halkın hassasiyetlerini ortaya koyması, inancını, imanını ortaya koyması bunu engelledi. Eğer bu şekilde bir halk ihtilaline dönük toplumu, toplumsal tepkiye dönük eylem zinciri oluşmamış olsaydı büyük bir ihtimal bugün başka şeyleri konuşuyor olacaktır. Onun içinkuvvetler ayrılığı noktasında, farklı kuvvetlerin zaman zaman farklı şekilde kullanılması parlamenter sistemin en önemli çatışma unsurlarından bir tanesidir.

----------------------------------

-1982 anayasasının değiştirilmesi için önce 60 maddelik bir mutabakat sağlandı. Daha sonra AK Parti'nin 36 maddelik değişikliği 18 Madde olarak MHP ile toplumun onayına sunuluyor. Bu değişiklik yeterli mi?

Yeni bir sistem için mutlaka yetersiz, kervanın yolda düzüleceğini düşünüyorum ben. Ama uzlaşılabilecek asgari noktalarda uzlaşma önemli, zaten demokrasilerde de uzlaşma ana esaslardan bir tanesi. Uzlaşılabilecek ana esaslarda uzlaşma sağlandığı için ancak bu kadarı yapılabildi. Ama süreç içerside gelişme ve ihtiyaçlara göre daha da olgunlaştırılacağını, daha da sağlam bir yapıya dönüştürüleceğini düşünüyorum.

-Size göre en önemli değişiklik hangisi?

Başkanlık sistemine geçiş başlı başına bir sistem değişikliğidir. Biz Pazar günü 16 Nisan'da esas oylayacağımız şey Başkanlık sistemine geçiş kararıdır. Parlamenter sistemin 95 yıllık uygulamalarından hiçbir zaman memnun olmadık. Bize hiçbir zaman huzur getirmedi. 95 yıllık uygulamalarda çok rahatlıkla şunu diyebiliriz ki, hep ölümlerle, işkencelerle, cezaevleriyle, darbelerle, korkutmalarla, yasaklarla ve insan haysiyeti ve onuruyla mücadele ile geçti. Bunun yanında en çok dini hassasiyetlerle oynandı. Dini ve islami hassasiyetleri biz tarihten tevarüs almışız. Miras kalmış bize, bu mirası korumak adına çok sıkıntılar çektik. İlahiyat camiası, kuran kursu, imam hatip camiası bunu büyük oranda yaşadı. Top yekun dindarlar bunu çok sık yaşadı.

1982 Anayasasından sadece muhafazakarlar mı sıkıntı çekti?

Diğer kesimler, gerek Alevi kesim, gerek sünni kesim, gerek solcular, ben bunu başlı başına yaşamış biriyim. Onlarla beraber hücrelerde kaldık. Mahkemelerde yargılandık. İşkenceler gördük. Cezaevlerinde kaldık. Çok müştereklerimiz  oldu. Çok rahatlıkla söyleyebilirim. Yaşadığım tecrübelerden hareketle, 95 yıllık dönemde huzur ve mutluluğu gören bir avuç elit kesim dışında hiç kimse huzur ve mutluluk görmedi.

1982 Anayasası Milletle devleti barıştırmaya yetti mi?

Yetmedi tabii ki… Biz ölümleri, işkenceleri, cezaevlerini, mahkumiyetleri, onur ve haysiyet kırıcı bir çok olayı yaşadık. 12 Eylül darbesinde sadece 572 kişi işkence esnasında öldürülüp kimsesizler mezarlığına atıldı. Cumartesi annelerini hatırlarsınız, Cumartesi annelerinin ömürleri, kayıp evlatlarını aramakla geçti. 12 Eylül'de resmi idamlar hariç, yaşı büyütülerek 16 yaşındaki çocuklar 18 yaşında gösterilerek, idamlara mahkum edildi. 1960 darbesinde Adnan Menderes ve arkadaşlarına yapılanları gördük. Risale okuyanlar, zikir yapanlar, tespih çekenler çok yazar çizer hapishanelere atıldı. 1974 affını herkes hatırlar, gelen siyasi iktidarın ilk yaptığı şey af kanunu çıkartmak olmuştur. Yaklaşık 1,5 milyon insan yargılandı. Bütün bu yargılamalar millet adına yapıldı.  12 Eylül'den önce darbe şartları olgunlaşsın diye 5 bin civarında lider kabiliyetli gencimiz öldürüldü. Geçmişe dönük bu sistemi hiçbir kesim hakiki manada savunamaz. Herkes bunun sıkıntılarını çekti. Biz büyük bir sıkıntıyı, büyük bir yükü, 16 Nisan günü omuzlarımızdan atacağız diye düşünüyorum. Çok daha kolay bir yönetime, daha anlaşılır, daha şeffaf yönetime geçeceğiz.

------------------------

16 Nisan, 15 Temmuz'un finalidir

Yeni Anayasa yönetimde ne getirecek?

15 Temmuz'daki talepler artık Türkiye'de yeni darbelerin yaşanmasını istemeyen büyük bir halk hareketidir. Halk zimnen ve açık olarak biz darbe istemiyoruz, kimi seçiyorsak bizi o yönetmelidir kararını verdi. 16 Nisan'dan sonra bir de şu kararı verecek. Artık koalisyonlarla da yönetilmek istemiyoruz. Türkiye'yi yönetecek olanlar yüzde 50'nin üzerinde oy alarak, toplumun yarıdan fazlasının onayını alarak, daha önce biliyorsunuz toplumun yüzde 15-20 oy alanlar başbakanlar başbakan olabiliyordu. 28 Şubatta biliyorsunuz bu şekilde görevlendirmeler da yapıldı.

Türkiye'de 95 yıllık uygulamalarda görüldüğü gibi sürekli milletiyle çarpışan bir yanda anayasanın 2. Maddesinde devletin ve milletin bütünlüğüne dönük vurgular yapılırken, devlet ve milletin çatışmasını sürekli körükleyen bir yapıyı artık ortadan kaldıracağız. 15 Temmuz'un finali 16 Nisan'dır. 15 Temmuz'da halkın ortaya koyduğu tepkinin neticesi 17 Nisan'da görülecektir.

--------------------------------

Başkanlık sistemi ile toplumun genleri uyuşur mu?

Bir kere başkanlık sistemini dünyaya hediye eden akıl bizim aklımızdır. Bizim geleneklerimizden, kültürümüzden tevarüs etmiştir. Başkanlık sistemini dünyaya hediye eden biziz. Dolayısıyla bunu en iyi biz uygularız. Toplumun nabzına en uygun sistem başkanlık sistemidir. Toplum, nereden geleceği belli olmayan dayakları yemekten bıktı. Bir gün yargıdan, birgün askeriyeden, bir gün hükümetten geliyor, bir gün diğer kurumlardan geliyor. Ne zaman kimden dayak yiyeceğim diye düşünen bir toplum haline geldik. Aklı selime kavuşup mantıklı bir şekilde yönetilmek istiyoruz. Bizim toplumumuzun Anadolu toplumunun maşeri vicdanı çok sağlamdır. Bu maşeri vicdanın vereceği cevap bu sandıklardan çıkacak cevaptır. Kimse bu cevap yanlıştır, toplum bilgilendirilmemiştir demesin. Toplum her şeyi gayet iyi ince eleyip sık dokuyor.

-Batı ülkelerinde, ‘Hayır' kampanyasına müsamaha edilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Batı hiçbir zaman Türkiye'nin iyiliğini istememiştir. 1. Dünya savaşından sonra Türkiye'yi parçalayan güçler bu güçlerdir. Türkiye'ye bu parlamenter sistemi zoraki giydiren güçler de bu güçlerdir. Bu emperyalist batı güçleri 2009'dan itibaren one minute ile başlayan süreçte Tayyip Erdoğan'ı silmişlerdir. Tayyip Erdoğan'ı silenlere mukabil millet de Tayyip Erdoğan'ı baş tacı etmiştir. Derin güçler eskisi gibi at oynatamadıkları için Erdoğan'a karşılar. Şimdi millet bütünleşti, kenetlendi, liderine sahip çıktı. Avrupa'nın hayır kampanyasına müsamaha gösterip evet kampanyasına yasaklar getirmesi, onların Türkiye düşmanlığının açıkça bir tezahürüdür.

-Referandum sonrası Türkiye'nin üniter yapısı, milli birlik ve bütünlük meselesi nasıl olur?

Çok yakın geçmişte, Mardin, Bingöl ve Diyarbakır'da konferans vermiş birisi olarak söylüyorum, oradaki insanların, insani ve İslami hassasiyetleri çok yoğun, bir bölünmeden kimse söz edemez. Bu ülkeyi bölmek isteyenler var. Adeta düğmeye basılmış gibi, Hollanda'dan, Almanya'ya, Fransa'ya Amerika'ya birçok emperyalist güç bu ülkeyi nasıl paramparça ederizin hesabını yapıyor. Ancak bu millet kendi devletine karşı yapılan oyunları sezmiştir, bir bölünmeye izin vermeyecektir.