Ercüment Yıldırım
12.08.2017

Barış masasını deviren bulundu

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulması aşamasında galip devletlerin zor zamanlar için kurguladığı Kürt meselesinin çözümünde AK Parti hükümeti çok ciddi adımlar attı hepimizin çok iyi bildiği üzre...

Bu adımlar bugün geldiğimiz noktada önemini yitirmemiş olsa da, 15 yıl öncesine dönüp o günü yaşamayı hayal edebilirseniz devrimsel adımlardı herbiri. Bir çoğumuzun “asla mümkün değil” diyeceği, bazılarımızın “bunun yarısı gerçekleşse mucize olur” diyeceği hamlelerdi bunlar. Hükümet ve halkın lideri siyaseten ciddi riskler aldı. Sırf alınan bu riskler için köpek balıkları “yatakta basacaklar, şafakta asacaklar” demiyor muydu?

Kapı kapı, şehir şehir, ülke ülke dolaşıp “Heval saf olmayın, AKP bizi oyalıyor güvenmeyin” ciddiyetsizliği içerisinde olay müzakere masasına kadar gitti. Yetmedi Dolmabahçe protokolüne kadar uzadı.

Ve masa devrildi…

PKK-HDP çizgisi bize masayı Tayyip Erdoğan'ın devirdiğini söyledi durdu. AK Parti ise barış sürecini PKK'nin sona erdirdiğini iddia etti. “Bunca riski almış hükümet, neden başlattığı işi yıksın ki” dediğimizde HDP'nin bize söylediği “Biz ne diyorsak ona inanın, siz büyüklerimizden daha mı iyi bileceksiniz” oldu.

Büyüklerimiz öyle diyo!..

Perfectly and clearly understood sir...

Fakat gel gör ki, çok konuşan adam bir gün gelir doğruları da konuşmak zorunda kalır...

Ergenekon'dan emekli, özlemle askeri bir darbe sonucu eski şaşalı günlerine dönme hayalleri kuran, bugünlerde kenar mahalle gazeteciliği yapan bir gazetecinin hazırladığı programda HDP'nin çok kıymetli milletvekili Sırrı Süreyya Önder konuyla ilgili olarak bugüne kadar söylediklerini yerle bir edecek bir bilgi verdi.

Bilgi aynen şöyle: “Sayın Ahmet Davutoğlu'nun başbakan olmasıyla birlikte çözüm sürecinde bir çözülme başladı. 6-8 Ekim Kobani olayları olmayabilirdi, çünkü “hakim devlet perspektifi” (AK Parti) Kobani ile bir dayanışmayı öngörüyordu. Bakın ilk defa bu kadar açık ve net söylüyorum: Bu dayanışma bugün 15 Temmuz darbe girişimindeki rolü çok açık olan Fetö'cü generallerin Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu inanılmaz cendereye almasıyla engellendi. Bizatihi içinde yaşamış birisi olarak söylüyorum bunları size ve bekliyorum ki sayın Davutoğlu çıksın bunları kamusal alanda paylaşsın. Sur'a, Nusaybin'e, Cizre'ye dönük kuşatmaya emir komuta eden kadro bugün darbenin de asli failleri olarak hesap veriyorlar. Bu kadro Türkiye'nin Kobani-Rojava dayanışmasını nasıl engelledi, bunu gün be gün yaşadım. Bu kadro o kadar torpilleyici bir işlev gördü ki; dönemin içişleri başkanı Efkan Ala ve Numan Kurtulmuş bir sınır ziyaretinde canlarını zor kurtardılar. Bu hep bir HDP ya da Kürt tepkisi olarak algılandı. Dönemin güvenlik bürokratları bize şunu söylediler; Urfa'da çöreklenmiş bir cemaat yapısı var, bu olay bunların sistemli oganizasyonu. Sizinle alakası yok fakat nüfuz edemiyoruz çözemiyoruz.”

Barış sürecinin devam ettiği dönemde biz barış sürecini kayıtsız şartsız destekleyen Kürtler, PKK-HDP çizgisinin epey muhalefetine maruz kaldık. Saflığımızdan, enayiliğimizden başlayarak hainliğe, tırşıkçılığa, caşlığa kadar her şeyle itham ettiler.

İtiraf edeyim ki yüreğimden bazen “ya haklılar ise” diye düşündüğüm oldu. “Onlar yanlış da hep ben mi doğruyum” dediğim oldu. “Ya barış masasını gerçekten Tayyip Erdoğan devirmişse” dediğim oldu.

Ve....

Döndüler dolaştılar “Midas'ın kulakları” efsanesinde anlatılan, berberin hakikati bir türlü içinde tutamaması misali, gerçekleri kör bir kuyuya haykırmadılarsa da haykırdılar işte. Vicdan vicdan diyorlardı vicdana geldiler.

Ayağımıza gelmiş barışı bu adamların çapsızlığı ile yitirmişiz ya...

Xwedê malawe naşewitene!..

Siz nasıl bir düşünce ikliminde yetiştiniz oğlum? Ne yiyip içiyorsunuz siz? Ahmak mısınız yoksa tipik kötü insanlar mısınız?

Neymiş?

Barış masasını Erdoğan devirmemiş.

Hakim devlet perspektifi Kobani ile dayanışma içindeymiş (aman yarabbim! O halde neydi o Selahattin Demirtaş'ın meydanlarda hükümeti Kürt, Kobani düşmanı gösterme gayretleri...)

Şimdi....

Parti içindeki İttihatçı Kemalist çizgiden bir şey beklediğim yok fakat Sırrı Süreyya Önder'in paylaşmaya nihayet karar verdiği bu bilgiden sonra kendini çok bi vicdanlı, adaletli, doğrucu gören Altan Tan'dan, Ayhan Bilgen'den, Mehmet Ali Aslan'dan, Hüda Kaya'dan, Kadri Yıldırım'dan, Mir Mehmet Fırat'tan bir açıklama bekliyorum.

Yoksa söyleyecek bir sözünüz, bu işi elinize yüzünüze bulaştırdığınızı itiraf edin ve lütfen istifanızı verin. Bu arada umarım sayın Ahmet Davutoğlu'ndan da bir açıklama gelir. Barış masasının devrilmesinde FETÖ'cü generallerin kumpasına düştüğü ithamına bir söyleyecek sözü vardır sanırım…

Kürdistan'daki belediyelerde Kürtçe

Kürdistan'da şiddeti siyasette bir tarz olarak benimseme hastalığı olan belediye başkanlarının görevden alınmasıyla Kayyum atanan belediyelerin resmi web siteleri yenilendi. HDP'li belediye başkanlarının elindeyken de ciddi bir çalışması yapılmayan Kürtçenin, Türkçenin yanında hizmet dili olarak sunulması hepten kaldırılmış bulunmakta. Bunu yaparken kimden ne sormuşlar bilmek hakkımız. Oysa Diyarbakır belediyesi, web sitesinde Kürtçeyi de kullanmaya devam ediyor.

İçişleri başkanlığının görevden alınan belediye başkanlarının yerine bürokratlardan atama yapması yerinde olmamış. Seçmene karşı hiç bir sorumluluğu olmayan kişilerin işbaşına getirilmesi olumsuz sonuçları beraberinde getiriyor. Seçmen faturaya siyasi partiye kesecektir. Bürokratın tuzu kuru nasıl olsa..

Adamın belediye başkanlığı yapacak yeteneği donanımı yok, atandığı ilk gün Kürtçeyi kaldırtıyor. Başınız göğemi erdi? Siyasal Bilgiler fakültesinde size ilk öğretilen bu muydu?

Hele bir taraftan siyasileri aşağılarken, belediye başkanlığı koltuğunu bulur bulmaz mutluluktan havaya uçuşları yok mu, kahrediyor adamı. Madem çok seviyordunuz, istifa edin memurluğunuzdan ve seçime girin. Boyunuzun ölçüsünü görelim.

Süryanilerin malları iade edilsin.

Halkın hükümetinin işbaşına gelmesiyle sorunları halledilmeye çalışılan kesimlerden biri de Süryanilerdi. Gayri Müslüm cemaatlerin vakıf malları iade edilmişti. Dini azınlıklara yönelik yayın yapan TV'lere izin verilmişti. Mecliste bu kesimlerden daha çok temsilci görür olmuştuk. Hatta HDP'nin Süryani milletvekili Erol Dora bile AK Parti'nin azınlık politikasını takdir etmişti.  Bugün ise Mardin'in büyükşehir olmasının ardından Mardin Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun, Süryanilere ait pek çok sayıda kilise, manastır, mezarlık gibi mülklerinin kamu kurumlarına devrettiği söyleniyor. Mor Gabriel Manastırı Vakfı karara itiraz ediyor ancak tasfiye komisyonu itirazları reddediyor, Hazine'ye aktarılan mülkler, Diyanet İşleri Başkanlığı'na devrediliyor, Diyanet bu malları almak istemediği için tekrar hazineye devrediliyor.

Bu nasıl bir saçmalıktır açıklayacak biri var mı? Süryani vatandaşlarımızın vakıf mallarına kim ne hakla el koyuyor?

Burnuma yine Ergenekon-FETÖ kokuları geliyor. Şapşal bürokratların işgüzarlığı mı acaba?

Cumhurbaşkanının bu işten haberi var mı?

Süryanilere ait vakıf mallarının tekrar iade edilmesi bir an önce gerçekleşmeli.

Hz. Muhammed Süryaniler için “Onlar Allah'ın yeryüzündeki emanetidir” diyor.

Emaneti bürokratlara mı verdiniz beyler?

15 bin tane Süryaniye bakamıyacaksanız dükkanı kapatın..

Söylenmese eksik kalırdı

"... Kî ku bibexşîne û li aştiyê xwedî derkeve, xelata wî aîdî Xwedê ye. A rast ew, ji zilmkaran hez nake..."

“ …. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez. …”

- Kur'anı Kerim-Şûrâ – 40-


Yazarın Diğer Yazıları

Kürdistan ve İsrail (19.08.2017)
Barış masasını deviren bulundu (12.08.2017)
Bir imparatorluğun çöküşü (05.08.2017)
FETÖ ordunun tarikatıydı (22.07.2017)
Bağımsız Kürdistan (08.07.2017)
AK Partililer kaygılı (01.07.2017)
Adalet için yürümek iyidir. (17.06.2017)
Katar üzerinden yeni Türkiye'yi vurmak (10.06.2017)